90 dakikanın totalde 22 oyuncu bir de hakemden çok daha fazlasını ifade ettiğini hepimiz biliyoruz.
Golü atmak forvetin göreviyse de asıl golü 90 dakikayı idare eden tribün atıyor, golü yiyen kim orasını başka zaman konuşacağız...Futbol yalnızca bir spor değil aynı zamanda ekonomik kalkınmaya bir penceredir. Bu pencerenin yapılıp da ısrarla kapalı tutulmasının da elbet bir sebebi vardır diyelim ve biz asıl meseleye dönelim.
Gelişmekte olan illerimiz için futbol takımları illerin marka değerini arttırmak hususunda bir umut ışığı vasfında. Bu ışık bizleri rezil de edebilir vezir de. Sözüm o ki; o ışığın şiddetini arttırmak da söndürmek de bizim elimizde.Birçok ilde futbol takımları ekonomik ve sosyal kalkınma için büyük rol oynasa da gelişmemiş illerimizin çoğunda nakit ve vakit kaybından başka bir şey olarak görünmüyor.
Paranın en kolay aklanabildiği ve kirli işlere musallat edilen tertemiz üniformalar da bu takımlara ait oluyor. Moralimizi hemen bozmayalım çünkü sosyal dayanışmaya giden en kestirme yolun da bu yerel takımlar ve onlara olan fanatiklik olduğunu söyleyebiliriz doğrusu.Birbirine düşman iki Erzurumluyu kol kola bile getirebilecek bir tribün kültürümüzün olduğunu da inkar etmeyelim. Bu kültüre de satılan her mavi beyaz atkıya da cebimizdeki son para pahasına sahip çıkalım.(!) Sahip çıkalım ki sanatımızı, sporumuzu, kültürümüzü ve birçoğunun ruhuyla desteklediği galibiyeti kimselere satmayalım.
Gollll! diye bağırırken tribünün sevincini, ter döken futbolcunun emeğini en önemlisi de Allah'a ellerini en çok da tribünde açan kardeşimizin duasını hiç etmeyelim. Futbolu kurallarına göre oynarken ya da 'oynatırken' ahlak kurallarının üzerine kırmızı kart çekip diskalifiye etmek de bizim insiyatifimiz dahilinde elbette. Bu inisiyatifin rolünün 90 dakika 22 oyuncu ve bir hakemden ibaret olmadığını da tekrar hatırlayalım.