Fuat Aziz Yılmaz

Tarih: 23.01.2026 13:12

Sahte Gazetecilik Maskesi Düşüyor!

Facebook Twitter Linked-in

Devlet Maaşıyla Gazetecilik Tiyatrosu

Bu Cesareti Kim Veriyor, Bu Rezilliğe Kim Göz Yumuyor?

Bir süredir bu şehirde — tuhaf bir tiyatro izliyoruz.
Perde açılıyor, sahneye kamu personeli çıkıyor. Üniforması yok, görevi belli, maaşı Beytülmaldan… Ama ilk cümle ezberlenmiş:
Ben gazeteciyim.

Gazeteci mi?
Ne ara?
Hangi bedelle, hangi riskle, hangi sorumlulukla, hangi yatırımla?

Kamu personeli hastaneye gidiyor, ben gazeteciyim diyerek öncelik istiyor.
Basın toplantılarına koşuyor; soru sormak için değil, bu şehrin en yetkilisiyle fotoğraf çektirmek için can atıyor.
Bir kamu personeli çıkıp ben ünlü gazeteciyim diyerek kendine unvan veriyor, kendi kendini kutsuyor.

Sormak gerekiyor:
Siz böyle kapı kapı gezerken, fotoğraf peşinde koşarken, devleti âlinin ya da sorumlusu olduğunuz kurumun işlerini kim yapıyor?

Sabah erken kalkıyor. Bağlı olduğu resmî kurumdan canı sıkılıyor. Mesai saatinde masasının başında olması gerekirken kapı kapı basın toplantısı geziyor. Bürokratların önünde eğilip bükülüyor, takla atıyor, poz veriyor, boy gösteriyor. Sonra dönüp kendini ünlü gazeteci ilan ediyor.
Kendi kendini kutsuyor.
Kendi kendine madalya takıyor.
Alkış mı? O da genelde aynı çevreden geliyor.

Peki soralım:
Ben de sabah erken kalkıp ben polisim, ben savcıyım, ben il müdürüyüm desem… Olur mu?
Olmaz.
Çünkü bu ülkede meslekler keyfe göre değil; sorumlulukla ve hesapla yapılır.

Ama iş gazeteciliğe gelince her şey serbest.
Her eline mikrofon alan gazeteci.
Her paylaşım yapan gazeteci.
Her bürokratın yanında biten gazeteci.

Üstelik bunu yaparken, bu mesleği gerçekten icra eden gazetecilerin emeğini, riskini, yalnızlığını da gölgede bırakıyorlar.

Buradan açıkça soruyorum:
Bu personelleriniz sizin tetikçiniz mi, yoksa reklamasyon aletiniz mi?
Yoksa haberiniz mi yok?

Sorulmayan soruların yerine gülücük atanlar…
Hesap sormak yerine alkış tutanlar…
Haber yapmak yerine itibar (PR) yapanlar…

Bunlar gazeteci değil; konforun gönüllü neferleridir.

Ve işin en rahatsız edici tarafı şudur:
Buna göz yuman kurum müdürleri.

Ey kurum il müdürleri,
Personeliniz mesai saatinde işinin başında değil.
Kapı kapı basın toplantılarında, bürokratların dizinin dibinde.
Maaş Beytülmaldan, mesai başka yerde.
Kamu görevi askıda, gazetecilik oyunda.

Siz izliyorsunuz.
Ve susuyorsunuz.

Neden?

Buradan net konuşalım:
Ya bırakın, gelin siz gazeteci olun; biz gelip sizin kamu görevinizi yapalım.
Ya da siz sorumlusu olduğunuz kamu görevini layıkıyla yapın; biz de gazeteciliğimizi yapalım.

Gazetecilik;
Gücün yanında durmak değildir, güce soru sormaktır.
Davetli olmak değildir, rahatsız edebilmektir.
Kendini ünlü ilan etmek değildir, yalnız kalmayı göze alabilmektir.

Bu meslek;
Boş zaman faaliyeti değildir.
Sosyal çevre kurma aracı değildir.
Bürokrata yakın olma bileti hiç değildir.

Gazetecilik bedel ister.
O bedeli ödemeyen, sadece rol yapar.

Bugün susan kurum amirleri, yarın bu çürümenin ortağıdır.
Bugün göz yumanlar, yarın biz bilmiyorduk deme hakkına sahip değildir.

Son söz nettir:
Gazetecilik;
Kartvizit değildir.
Fotoğraf değildir.
Yakınlık değildir.

Gazetecilik;
Risk almaktır.
Hesap sormaktır.
Güce mesafe koymaktır.

Son çağrı nettir:
Gazeteci dernekleri, bu derin suskunluktan çıkın.
Sapla samanı ayırın.
Gerçek gazetecinin yanında, sahte olanın karşısında durun.

Aksi halde tarih şunu yazacak:
Bu meslek kirlenirken,
Siz seyrettiniz.

Son söz:
Gazetecilik bir unvan değil, bir duruştur.
Ve bu duruşu göstermeyen herkes,
Adı ne olursa olsun, gazeteci değildir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —