Diploma Tartışması: Hukuk mu, Siyaset mi?
İmamoğlu’nun diploma iptali süreci, hukuki boyutunun ötesinde, Türkiye’de eğitim sistemine duyulan güveni ve diplomanın toplumsal değerini yeniden tartışmaya açtı.
Resmî gerekçe olarak ne söylendi?
Üniversite, söz konusu işlemleri “yokluk” (yani hiçbir zaman hukuken var olmamış gibi) ve “açık hata” olarak değerlendirip diplomaları geri aldı. Bu da diplomaların geçersiz kılınması anlamına geldi.
Diploma iptalinden sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu hakkında “resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla ayrı bir ceza soruşturması yürüttü. Hazırlanan iddianamede İmamoğlu’na 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep edildi.
2025 yazından itibaren başlayan duruşmalar, Silivri’deki cezaevi salonlarında gerçekleşti. İmamoğlu savunma yaptı; CHP yönetimi ve destekçileri duruşmaları takip etti. Duruşmalar çeşitli tarihlere ertelendi.
2026’da görülen duruşmada mahkeme, diploma iptali kararını onayladı. Ancak hukuki süreç hâlâ devam ediyor; Yüksek İdare Mahkemesi’ne itiraz yolları açık.
Bu gelişmeler, CHP’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci ve 2028 seçim atmosferiyle çakıştı. Dolayısıyla olay, hem hukuki hem de siyasi cephede tartışıldı. Muhalefet bu kararı siyasi motivasyonlu olarak değerlendirdi; iktidar yanlısı medya ise hukuki zemine vurgu yaptı.
Karar, toplumda derin bir politizasyon yarattı. Bir kesim, hukuka aykırı diploma işlemlerinin düzeltilmesi gerektiğini savunurken; diğer kesim bunun rakip siyasetçilere karşı seçim mühendisliği olarak kullanıldığını iddia etti. Bu da sürecin objektif değerlendirilmesini zorlaştırdı. Genel kamuoyu gözlemi bu şekildedir.
Bu olay, Türkiye’de hukuk ile siyasetin ne kadar iç içe geçebileceğini gösteren tipik bir örnek olarak tarihe geçti. Teknik olarak üniversite, geçmişe dönük hatalı akademik işlemi “yokluk” ve “açık hata” gerekçesiyle iptal edebilir. Ancak bu tür bir kararın 30 yılı aşkın bir süre sonra, üstelik siyasi olarak kritik bir dönemde gelmesi, meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirdi.
İktidar yanlısı aktörler bunu hukukun gereği olarak savunurken; muhalefet ve destekçileri sürecin seçim ve siyasi rekabet dinamiklerine göre şekillendiğini öne sürdü. Böylece olay, bir hukuk meselesi olmaktan çıkarak siyasi bir simge hâline dönüşmüş durumda.
YÖK, diploma ve denklik sahteciliğiyle ilgili denetimleri sürdürdüğünü açıklar ve şüpheli vakaları idari ve adli süreçlere bildirdiğini belirtir.
Medya haberleri; yüzlerce sahte diploma, usulsüz e-Devlet imzalarıyla hazırlanmış belgeler ve bunların başta hukuk ve mühendislik gibi kritik alanlarda bile kullanıldığı iddialarını gündeme getirmiştir. Bazı analizlere göre bu tür vakalar, eğitim sistemine olan güveni zedelemekte ve diplomanın toplumsal değerine zarar vermektedir.
Bu örnekler, diplomanın kendi başına değerli bir garanti olmadığını; ancak eğitim sisteminin güvenilirliği ve kalite güvencesi mekanizmalarının etkinliği ile değerlendirilebileceğini gösterir.
Uluslararası kurumların raporları, Türkiye’nin genç işsizliği ve mezunların istihdamında kritik zorluklar yaşadığını ortaya koymaktadır. Örneğin OECD ve Eurostat verileri, Türkiye’nin mezun istihdam oranlarında Avrupa’da en düşükler arasında olduğunu ve üniversite mezunlarının iş bulma oranının genel işsizlik oranının üzerinde olduğunu göstermektedir. Bu durum, eğitim/istihdam uyumsuzluğunu açıklar.
Somut veriler, diplomanın piyasa açısından değerini etkileyen faktörler arasındadır. Eğitim sistemindeki üretimle iş gücü piyasası arasında net bir bağ kurulamaması, mezunların diplomasının beklenen değeri yaratamamasına yol açmaktadır.
YÖK’ün uluslararası Bologna sürecine entegrasyonu, diploma ekleri gibi mekanizmalarla mezunların Avrupa’da ve dünya genelinde tanınmasında adımlar atılmasını hedefler. Türkiye’nin birçok Bologna kriterini yerine getirdiği raporlarla belirtilir. Fakat uluslararası tanınma, diplomanın yerel iş gücü piyasasında bireyin ekonomik beklentilerini karşılamasını doğrudan garanti etmez. Burada kalite güvence mekanizmalarının sadece uluslararası tanınma için değil, mezunların istihdam edilebilirliği için de etkin olması gerekir.
Türkiye’de üniversite diplomasının değeri; salt akademik eğitimle değil, eğitim politikaları, iş gücü piyasası talepleri, kalite güvencesi süreçleri ve hukuki çerçeve ile belirlenir. Diploma iptal vakaları eğitim sisteminde ciddi tartışmalara yol açarken, mezunların beklenen ekonomik getiriyi elde edememesi diplomanın işlevsel değerini sorgulatmaktadır.
Diploma, yalnızca bir evrak değil; bireyin eğitim yaşantısının toplumda kabul görmüş bir göstergesidir. Değeri, akademik kalite ve iş gücü piyasasının somut ihtiyaçlarıyla ilişkilidir. Bu yüzden politikalar ve uygulamalar, bu iki ekseni dengeleyecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
✔️ Diplomanın piyasa değerini artırmak için akreditasyon ve denklik süreçleri etkin yürütülmeli.
✔️ Müfredatlar, mezunların talep gören becerilerle donatılmasına yönelik olarak güncellenmeli.
✔️ Diploma iptal süreçlerinde hukuki şeffaflık ve akademik kriterlerin netleştirilmesi toplumsal güveni artırır.
✔️ Bologna ve benzeri süreçler, sadece uluslararası tanınma değil; yerel iş piyasası gereksinimleri ile uyumlu hâle getirilmeli.
