Uluslararası evlat edinme, teorik olarak ailesiz kalmış çocuklar için koruma ve yeniden aidiyet mekanizması olarak tanımlanır. Ancak pratikte özellikle yoksulluk, savaş, afet ve kurumsal zayıflıkla şekillenen ülkelerde bu mekanizma çoğu zaman çocuk haklarının en ağır biçimde ihlal edildiği bir alana dönüşmüştür. Kamboçya Uluslararası Evlat Edinme Skandalı (1997–2004), bu dönüşümün en çarpıcı ve en öğretici örneklerinden biridir. Skandal yalnızca Kamboçya’ya özgü 'yerel sapma' değil, küresel ölçekte tekrar eden, yapısal bir sorunun açık bir tezahürüdür.
Kamboçya, 1975–1979 yılları arasında Kızıl Kmerler rejimi altında yaşanan soykırımın ardından derin bir demografik, sosyal ve kurumsal yıkım yaşamıştır. Nüfusun yaklaşık dörtte birinin hayatını kaybettiği bu dönemin ardından gelen uzun iç savaş yılları, devlet kapasitesini neredeyse tamamen felç etmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde ülkede yaygın yoksulluk, işlevsiz sosyal hizmetler, sağlıksız nüfus kayıt sistemleri ve parçalanmış aile yapıları hâkimdi.
Bu koşullar altında çocuklar, toplumun en savunmasız kesimi haline gelmiştir. Yetim kavramı, biyolojik gerçeklikten koparılarak idari bir etikete indirgenmiş, anne ve babası hayatta olan binlerce çocuk resmi kayıtlarda yetim olarak gösterilmiştir. Uluslararası evlat edinme koruma mekanizması olmaktan çıkarak, çıkış yolu olarak sunulmuştur.
1997–2004 yılları arasında Kamboçya’dan özellikle ABD, Fransa ve Avustralya’ya binlerce çocuk evlat edinme yoluyla gönderilmiştir. Ancak bu süreçlerin önemli bir kısmı, hukuki ve etik standartlardan yoksun şekilde yürütülmüştür. Skandalın merkezinde yerel aracılar, yetimhane yöneticileri, sahte belge düzenleyen kamu görevlileri ve uluslararası evlat edinme ajansları yer almıştır.
Çocukların sisteme dahil edilme biçimleri büyük ölçüde benzerdir. Ailelere çocuklarının yurtdışında okutulacağı veya geçici olarak bakılacağı vaadi verilmiş, tek seferlik veya düzenli ödemelerle rıza üretilmiş, bazı vakalarda ise bebekler doğrudan kaçırılmıştır. Sahte doğum belgeleri ve uydurma ebeveyn onayları, sürecin yasal görünmesini sağlamıştır.
Yetimhaneler fiilen çocuk koruma kurumları olmaktan çıkmış, çocuk sayısı arttıkça bağış ve evlat edinme gelirlerinin yükseldiği ekonomik merkezlere dönüşmüştür. Çocuk korunması gereken birey değil, dolaşıma sokulabilen değer halini almıştır.
Uluslararası boyutta ABD davaları skandalının küresel ölçekte görünür hale gelmesi, özellikle ABD’de açılan davalarla mümkün olmuştur. En dikkat çekici örneklerden biri, evlat edinme aracısı Lauren Galindo davasıdır. Galindo, Kamboçya’dan ABD’ye yüzlerce çocuğun yasa dışı yollarla evlat edinilmesine aracılık etmekten suçlu bulunmuş ve 2004 yılında mahkûm edilmiştir.
Mahkeme kayıtları, evlat edinilen çocukların büyük bölümünün gerçek yetim olmadığını, ailelerinden para karşılığı alındığını ya da kandırıldığını açıkça ortaya koymuştur. Bu dava skandalın istisnai değil, uzun süre göz göre göre işletilen bir sistemin ürünü olduğunu göstermiştir. Artan baskılar sonucunda ABD, 2001 yılında Kamboçya’dan evlat edinmeleri askıya almak zorunda kalmıştır.
Kamboçya örneği, Haiti, Guatemala ve Romanya vakalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, uluslararası evlat edinmenin belirli koşullarda nasıl sistematik bir sömürü mekanizmasına dönüştüğü daha net biçimde ortaya çıkmaktadır.
Haiti'de özellikle 2010 depremi sonrasında uluslararası evlat edinme tartışmalarının merkezine yerleşmiştir. Ancak sorun afetle başlamamış, afet yalnızca mevcut yapısal zayıflıkları görünür kılmıştır. Deprem sonrası kaos ortamında binlerce çocuk, ailesi hayatta olmasına rağmen sahipsiz olarak sınıflandırılmıştır.
Haiti’de insani kriz söylemi, evlat edinme süreçlerini hızlandıran bir gerekçeye dönüştürülmüştür. Bu durum, Kamboçya’daki 'yardım vaadiyle çocuk alma' paravanıyla büyük benzerlik taşımaktadır. Her iki ülkede de kriz, çocukların kalıcı olarak ailelerinden koparılmasını meşrulaştıran bir araç haline gelmiştir.
Serbest piyasa mantığıyla işleyen bir sistemdir. Guatemala, 1990’lar ve 2000’lerin başında dünyada kişi başına düşen evlat edinme oranı en yüksek ülkelerden biri olmuştur. Bunun nedeni neredeyse tamamen serbest bırakılmış, denetimsiz evlat edinme piyasasının varlığıdır. Avukatlar, noterler ve özel ajanslar aracılığıyla yürütülen bu sistemde çocuk, açıkça ekonomik bir meta olarak değerlendirilmiştir.
Romanya’da 1989 sonrası dönemde yaşanan rejim değişimi, büyük yetimhaneler ve ağır yoksullukla birleşmiştir. Ülke kısa sürede Batı'nın evlat edinme havuzuna dönüşmüş, binlerce çocuk, aile bağları yeterince araştırılmadan yurtdışına gönderilmiştir.
Bu dört ülke birlikte ele alındığında, dikkat çekici ortak özellikler ortaya çıkmaktadır; devlet kapasitesinin zayıflığı, yaygın yoksulluk, batılı ülkelerdeki evlat edinme talebi, insani söylemin meşrulaştırıcı gücü ve uluslararası denetim mekanizmalarının yetersizliği, sorunun kültürel ya da yerel değil, küresel ve yapısal olduğunu göstermektedir.
Kamboçya Uluslararası Evlat Edinme Skandalı'yla karşılaştırmalı örnekler, uluslararası evlat edinmenin denetimsiz bırakıldığında nasıl bir çocuk transfer rejimine dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu rejimde çocuk, ne tam anlamıyla bir hak öznesi ne de korunması gereken bireydir; küresel eşitsizliklerin kurbanlarıdır.
Bu nedenle çözüm, evlat edinmeyi hızlandırmak değil, çocukların kendi toplumlarında, aileleriyle birlikte korunabileceği sosyal politikaları güçlendirmektir. Aksi halde 'çocuğun yüksek yararı' söylemi, yoksulluğun küresel pazara sürüldüğü bir yol olmaya devam edecektir.
Kamboçya örneği, geçmişte kalmış bir skandal değil, bugün hâlâ farklı coğrafyalarda yeniden üretilen bir sistemin uyarı işaretidir.
