Hakan Muhtar

Tarih: 12.02.2026 14:06

AŞK TAKVİME SIĞMAZ!

Facebook Twitter Linked-in

Her yıl 14 Şubat yaklaşırken vitrinler kırmızıya boyanıyor. Kalpler büyüyor, fiyat etiketleri daha da büyüyor. Sokaklar “aşk” kelimesiyle süsleniyor ama o kelimenin içi her geçen yıl biraz daha boşalıyor. Sanki sevgi bir güne hapsedilmiş, sanki kalp 365 gün susup sadece o gün konuşacakmış gibi bir algı pompalanıyor.

Oysa hakikat şu: 14 Şubat’ın İslam diniyle hiçbir ilgisi yoktur. Müslümanlığın inanç, ibadet ve kültür dünyasında böyle bir gün hiçbir zaman yer almamıştır. Kaynağı, Hristiyan geleneğinde geçen bir papazın hikâyesine dayandırılır. Rivayetler, Roma döneminde yaşamış bir din adamı olan Valentine’den söz eder. Yani çıkış noktası İslam değil, bir başka inanç geleneğidir.

Peki Müslüman toplumlarda bu gün ne zaman ortaya çıktı? Asırlar boyunca ne ecdadımızın gündeminde vardı ne de İslam medeniyetinin kültürel hafızasında. Ne Osmanlı’da bir “sevgililer günü” vardı ne de İslam âlimleri böyle bir günü kutlamayı teşvik etti. Bu topraklarda insanlar eşini, sevdiğini, ailesini 14 Şubat’ta değil; her gün, her an sevdi.

14 Şubat’ın bugünkü hali ise bambaşka bir boyutta. Küresel tüketim kültürünün en parlak vitrinlerinden biri haline geldi. Çiçek fiyatları bir gecede katlanıyor. Restoranlar “özel menü” adı altında aynı yemeği iki katına sunuyor. Hediyeler, kampanyalar, kalp şeklinde çikolatalar, pelüş oyuncaklar… Aşk, kredi kartı limitine göre ölçülür hale getiriliyor.

Seviyor musun? O zaman göster!
Nasıl?
Satın alarak.

Modern dünyanın dayattığı mesaj bu. Sevginin ispatı pahalı hediyelerle, gösterişli sürprizlerle, sosyal medyada paylaşılan romantik fotoğraflarla ölçülüyor. Oysa sevgi gösterişle değil, sadakatle büyür. Sevgi pahalı bir yüzükle değil, zor günde tutulan bir elle anlam kazanır.

İslam’ın sevgi anlayışı takvime bağlı değildir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) eşlerine sevgisini hiçbir zaman gizlememiş, açıkça ifade etmiştir. Hz. Hatice (A.S.) validemize duyduğu vefayı yıllar sonra bile dile getirmiştir. Hz. Aişe’ye (A.S.) olan muhabbetini soranlara “Aişe” diye açıkça söylemiştir. Sevgi utanılacak bir duygu değil; onurlu bir bağlılıktır. Ama bu sevgi bir güne sıkıştırılmış bir gösteri değildir.

Müslümanlıkta sevgi, ibadetin ruhudur. Eşine merhametle bakmak sadakadır. Güzel söz sadakadır. Tebessüm sadakadır. Bir “Seni seviyorum” cümlesi, samimiyetle söylendiğinde en kıymetli hediyeden daha değerlidir. Çünkü söz kalpten çıkarsa sadece kalbe ulaşır.

14 Şubat’ta alınan hediyelerin çoğu birkaç ay sonra unutulur. Solan çiçekler, çekmecede unutulan takılar, tozlanan oyuncaklar… Ama içten söylenmiş bir cümle insanın ömrü boyunca zihninde yankılanır. “Ben senin yanındayım.” “İyi ki varsın.” “Allah seni bana emanet etti.” İşte bunlar gerçek hediyelerdir.

Bir düşünün: Eğer sevgi sadece 14 Şubat’ta hatırlanıyorsa, orada bir problem yok mu? Yılın geri kalanında ilgisiz, kırıcı, umursamaz olup o gün pahalı bir hediye almak neyi değiştirir?

Sevgi, telafi edilecek bir telaşe değil, süreklilik gerektirir. Sevgi kampanyaya girmez. Sevgi indirim kodu kabul etmez.

Üstelik bu gün, gençler üzerinde de ciddi bir baskı oluşturuyor. Sevgilisi olmayan kendini eksik hissediyor. Hediye alamayan mahcup oluyor. Sosyal medyada romantik paylaşımlar arasında yalnız kalanlar değersizleştiğini düşünüyor. Oysa insanın değeri bir ilişki durumuyla ölçülmez. İnsanın değeri, Allah (C.C.) katındaki takvasıyla, ahlakıyla, duruşuyla ölçülür.

Aşkı pazarlama stratejisine dönüştüren bir sistemin içinde yaşıyoruz. Duygular metalaştırılıyor. Sevgi ambalajlanıyor. Kalpler reklama malzeme ediliyor. Bizler de farkında olmadan o çarkın dişlisi haline geliyoruz.

Şimdi soralım:
Gerçekten sevgi bir güne sığabilir mi?
Gerçekten aşk, takvim yaprağına bağlı mıdır?

Müslüman için her gün sevmek vardır. Eşini Allah (C.C.) rızası için sevmek vardır. Anne babaya hürmet vardır. Evladına şefkat vardır. Kardeşine omuz olmak vardır. Komşuya merhamet vardır. Sevgi, hayatın tamamına yayılmış bir değerdir; belirli bir tarihe sabitlenmiş bir tören değildir.

Elbette kimseye zorla bir şey yaptırılmaz. Kutlamak isteyen kutlar. Hediye almak isteyen alır. Ancak bilinçli olmak zorundayız. Bir günün arkasındaki tarihi, kültürel ve ekonomik zemini bilmeden o günün coşkusuna kapılmak sorgusuz bir teslimiyettir.

Sevginizi göstermek için 14 Şubat’ı beklemeyin. Bu akşam eşinize bir çay ikram edin. Annenizin elini öpün. Babanıza sarılın. Çocuğunuzun başını okşayın. Sevdiğinize içten bir mesaj atın. Gösterişsiz, filtresiz, reklamsız.

Belki de en önemlisi, şu cümleyi samimiyetle söyleyin:
“Seni çok seviyorum.”

Bu cümle doğru zamanda, doğru niyetle söylendiğinde bir ömre bedeldir. İçten bir “iyi ki varsın” bazen en pahalı hediyeden daha şifa gelir kalbe. Çünkü sevgi satın alınmaz; hissedilir. Sevgi sipariş edilmez; yaşanır.

Unutmayalım:
Aşk bir güne indirgenirse küçülür.
Tüketime teslim edilirse kirlenir.
Gösterişe alet edilirse anlamını yitirir.

Ama kalpten kalbe yürürse büyür.
Allah rızasına bağlanırsa değer kazanır.
Samimiyetle yaşanırsa ebedileşir.

14 Şubat gelip geçer. Vitrinler değişir. Kampanyalar biter. Ama gerçek sevgi; sabırla, emekle, dua ile beslenen sevgi kalır.

Çünkü hakiki aşk takvimde değil, kalptedir


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —