TEKNOFEST Erzurum’da mı? İyi Niyet Yetmez, Hazırlık Şart
MHP Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Kamil Aydın’ın, 2027 TEKNOFEST’in Erzurum’da düzenlenmesi yönündeki çağrısı, ilk bakışta Türkiye’nin doğusuna yönelik olumlu bir vizyon önerisi gibi duruyor. Bilim, teknoloji, yapay zekâ ve tarihsel bir referans olarak Cahit Arf… Kavramsal çerçeve güçlü. Ancak ulusal ölçekte bakıldığında mesele şu soruda düğümleniyor: Bir şehir, büyük bir teknoloji organizasyonunu istemekle ona hazır hale gelir mi?
TEKNOFEST, bir şehirde yalnızca birkaç gün süren bir etkinlik değildir. O şehirdeki insan sermayesinin, ekonomik dokunun, üretim kapasitesinin ve gelecek tahayyülünün aynasıdır. Dolayısıyla tartışmayı sloganlar üzerinden değil, soğukkanlı bir gerçeklik üzerinden yürütmek gerekir.
Bugün Erzurum’a baktığımızda karşımıza şu tablo çıkıyor: Güçlü bir akademik geçmiş, köklü üniversiteler, önemli bilim insanlarının hatırası… Bunlar küçümsenemez. Ancak aynı Erzurum, genç nüfusunu batıya gönderen, mezunlarını kamuda iş aramaya mecbur bırakan, teknoloji girişimlerini şehirde tutmakta zorlanan bir sosyo-ekonomik yapı sergiliyor.
TEKNOFEST’in ruhu; yarışma alanlarından çok atölyelerde, sahneden çok laboratuvarlarda, gösteriden çok süreklilikte yaşar. Bu noktada sormak gerekiyor: Erzurum’da bugün kaç genç, teknoloji temelli bir iş kurabileceğine inanıyor? Kaç girişimci, bu şehirde sermaye ve pazar bulabileceğini düşünüyor? Kaç üniversite mezunu, “mezun olunca Erzurum’da kalırım” diyor?
Bu soruların cevabı, yapılan çağrının yarattığı heyecandan çok daha belirleyicidir.
Bir başka kritik mesele de şudur: Türkiye’de büyük organizasyonlar zaman zaman amaç değil, araç olması gerekirken amaç haline getiriliyor. Festival geliyor, alkışlar yükseliyor, siyasetçiler konuşuyor, kameralar kapanıyor… Ardından şehir, eski sorunlarıyla baş başa kalıyor. Eğer TEKNOFEST Erzurum’a gelecekse, bu döngünün kırılması şarttır.
Aksi halde bu talep, Doğu Anadolu’yu bilimle buluşturma hedefinden çok sembolik bir temenni olarak okunur. Hatta daha sert bir ifadeyle, yerel kamuoyunu motive etmeye dönük kısa vadeli bir siyasi refleks olarak algılanma riski taşır.
Buradan açıkça söyleyelim: Erzurum’un TEKNOFEST’i istemesi meşrudur. Ancak hak etmek, istemekten daha ağır bir kelimedir. Hak etmek; altyapı ister, ekosistem ister, cesur reformlar ister. Üniversite-sanayi işbirliğinin kâğıt üzerinde değil sahada kurulmasını ister. Gençlerin hayallerini bu şehirde kurabilmesini ister.
TEKNOFEST, Erzurum için bir sıçrama tahtası olabilir. Ama ancak şu şartla: Önce şehir hazırlanır, sonra organizasyon gelir. Önce üretim başlar, sonra vitrin kurulur.
Aksi durumda mesele, “TEKNOFEST Erzurum’da olsun mu?” tartışması olmaktan çıkar; “Bir şehir kendini kandırarak kalkınabilir mi?” sorusuna dönüşür.
Ve bu sorunun cevabı, ne Erzurum için ne de Türkiye için umut vericidir.
