Erzurum’dan açık çağrı: Aidatlar kesiliyor ama işçinin hayatı değişmiyor. Bu tablo karşısında sendikalar neyi bekliyor?
Ben Erzurum’dan yazıyorum.
Soğuk memleketin insanı sabırlıdır derler. Doğrudur. Ama sabırla sessizlik aynı şey değildir. Bugün Erzurum’da binlerce çalışan sessiz. Çünkü konuşsa yalnız kalacağını düşünüyor. Ve bu en büyük tehlikedir.
Buradan açık açık soruyorum:
Sendika başkanları… Siz neyi bekliyorsunuz?
Aidatlar düzenli kesiliyor.
Toplu sözleşmeler imzalanıyor.
Basın açıklamaları yapılıyor.
Ama işçinin hayatı değişmiyor.
Erzurum’da kamu çalışanı ek iş bakıyor.
Özel sektörde çalışan işten çıkarılma korkusuyla susuyor.
Gençler sigortasız, güvencesiz çalıştırılıyor.
Ve siz hâlâ “kazanım” diyorsunuz.
Hangi kazanım?
Enflasyon karşısında üç ayda eriyen zam mı?
İşçinin cebine girmeden biten artış mı?
Masada imza atıp fotoğraf vermek mi?
Sendikacılık koltuk işi değildir.
Sendikacılık risk almaktır.
Gerekirse karşı durmaktır.
Gerekirse bedel ödemektir.
Erzurum’da sendikalar güçlü olmak zorunda. Çünkü burada geçim daha zor. Çünkü burada iş imkânı sınırlı. Çünkü burada bir işten atılmak, büyükşehirdeki gibi “başka yere geçerim” demek değildir.
Ama sahada o gücü görmüyorum.
Üyeleriniz size güvenmek istiyor. Ama artık fısıltıyla konuşuyorlar: “Sendika var ama etkisi yok.”
Bu cümle ağırdır.
Buradan Türkiye genelindeki tüm sendika başkanlarına da sesleniyorum:
Üye sayınız artıyor olabilir. Ama itibarınız artıyor mu?
Binalarınız büyüyor olabilir. Ama mücadeleniz büyüyor mu?
Koltuklarınız sağlam olabilir. Ama işçinin zemini sağlam mı?
Sendika; işçinin korkusunu azaltmak için vardır. Bugün korku devam ediyorsa, ortada bir sorun var demektir.
Ben kimseyi hedef almıyorum. Ama kimse de eleştiriden muaf değil.
Çünkü mesele şahıs meselesi değil.
Mesele emeğin onuru meselesidir.
Eğer bir şehirde işçi geçinemiyorsa,
Eğer bir ülkede çalışanlar ay sonunu hesap makinesiyle karşılıyorsa,
Eğer gençler sendikaya güven duymuyorsa…
O zaman sendikalar aynaya bakmalıdır.
Bu yazı bir saldırı değil.
Bu yazı bir uyarıdır.
Erzurum’dan yükselen bir uyarı.
Çünkü yarın işçi konuşmaya başladığında, ses çok daha sert çıkacaktır.
Ve o gün geldiğinde kimse “Biz elimizden geleni yaptık” demesin.
Ya şimdi mücadele edersiniz…
Ya da tarih sizi “sessiz kalanlar” diye yazar.
Karar sizin.



