MEB'DE BİR YANDA RAMAZAN, BİR YANDA TORPİL

MEB’in “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinlikleri adalet, merhamet ve kul hakkı vurgusuyla dikkat çekerken; eğitim camiasında yönetici atamalarında liyakat yerine torpil iddiaları aynı değerlerin kurum içinde ne kadar yaşatıldığı sorusunu yeniden gündeme taşıyor

Hakan Muhtar

18.02.2026 20:54:00

Tarih: 18.02.2026 20:54 Güncelleme: 18.02.2026 20:54

Ramazan’ın Ruhu ve Liyakatin Gölgesi

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in imzasıyla 81 il valiliğine gönderilen yazı doğrultusunda, Ramazan ayı boyunca Türkiye genelindeki okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı eğitsel ve sosyal etkinlikler gerçekleştirileceği duyuruldu.

Paylaşma bilincini geliştirmek, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmek, birlik ruhunu pekiştirmek… Adalet, merhamet ve vatanseverlik gibi millî ve manevi değerlerin öğrencilere kazandırılması hedefleniyor.

Kâğıt üzerinde bakıldığında son derece anlamlı, kıymetli ve yerinde bir çalışma. Zira Ramazan ayı; sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değil, aynı zamanda insanın kendini muhasebeye çektiği, vicdan terazisini yokladığı, hakkı ve hukuku yeniden düşündüğü bir arınma zamanıdır. Okullarda bu bilinçle yapılacak etkinlikler, çocukların karakter gelişimine katkı sunabilir.

Ancak Ramazan’ın ruhunu anlatmak başka, o ruhu kurumsal kültürde yaşatmak başka…

ÖRNEĞİN ADALET DERSİ SINIFTA MI KALACAK?

Etkinlik metinlerinde “adalet” vurgusu öne çıkıyor. Öğrencilere adaletli olmanın, kul hakkı gözetmenin, hakkaniyetli davranmanın önemi anlatılacak. Peki aynı adalet ilkesi, kurumun kendi iç işleyişinde ne kadar karşılık buluyor?

Toplumun en büyük beklentisi, devletin önce kendi içinde adaletli olmasıdır. Hele ki söz konusu olan eğitim gibi geleceği inşa eden bir alan ise, adalet sadece bir kavram değil; eğitim sisteminin temel direğidir.

Bugün eğitim camiasında en çok konuşulan konulardan biri yönetici atamalarıdır. Liyakat mi, yoksa torpil mi? Kariyer basamaklarını yıllarca emekle, alın teriyle, akademik birikimle tırmanmaya çalışan öğretmenler mi; yoksa bir referansla bir gecede koltuk sahibi olanlar mı?

Ramazan ayında çocuklara “hakkaniyetli olun” denirken, aynı sistem içinde liyakat sahibi eğitimcilerin haklarının görmezden gelinmesi, büyük bir çelişki değil midir?

Adalet, yalnızca ders kitaplarında güzel duran bir kavram değildir. Adalet, atama listelerinde, değerlendirme komisyonlarında, mülakat sonuçlarında somutlaşmalıdır.

TORPİLİN GÖLGESİNDE EZİLEN LİYAKAT

Eğitim sisteminin omurgasını öğretmenler oluşturur. Bir öğretmen için mesleki ilerleme, sadece bir unvan meselesi değildir; aynı zamanda emeğinin takdir edilmesidir. Ancak yönetici atamalarında şeffaflık ve objektiflik tartışmaları bitmiyorsa, burada ciddi bir güven sorunu oluşmuş demektir.

Torpil iddiaları, sadece bir kişinin hakkının yenmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda kurumun yüksek itibarını zedeler, çalışanların motivasyonunu düşürür, genç öğretmenlere “ne kadar çalışırsan çalış, sonuç değişmez” umutsuzluk duygusunu aşılar.

Bu duygunun yayılması, bir eğitim sistemi için en tehlikeli virüstür.

Çünkü liyakatin yerini referans aldığında, kalite düşer. Kalite düştüğünde ise bundan en çok zarar gören yine öğrenciler olur.

Ramazan ayında paylaşma ve yardımlaşma etkinlikleri yapılırken, emeğin ve hakkın paylaşımında adalet sağlanamıyorsa; burada vicdanları yaralayan bir tablo ortaya çıkar.

KADIN ÖĞRETMENLERİN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİ

Özellikle liyakatli kadın öğretmenlerin yönetici pozisyonlarına erişim sürecinde yaşadıkları zorluklar, eğitim camiasında sıkça dile getirilen bir başka mesele. Yıllarca eğitim alan, projeler üreten, akademik çalışmalar yapan, okullarında fark yaratan kadın öğretmenler; kimi zaman “uygun görülmeme”, kimi zaman “tecrübe yetersizliği” gibi soyut gerekçelerle geri planda bırakıldıklarını ifade ediyor.

Oysa gerçek liyakat, cinsiyetle değil; bilgi, birikim ve liderlik kapasitesiyle ölçülür.

Kadın öğretmenlerin kimseden “icazet” almadan, yalnızca kendi başarılarıyla yönetici olabilmeleri; hem adaletin hem de toplumsal gelişimin gereğidir. Eğer sistem, referansı güçlü olanı değil de gerçekten hak edeni seçerse; hem kurumlar güçlenir hem de eğitimin kalitesi artar.

Aksi hâlde, sürekli engellendiğini düşünen bir kesimin kırgınlığı büyür. Bu kırgınlık sadece bireysel değildir; kuruma duyulan toplumsal güveni de aşındırır.

76. MADDE VE TARTIŞMALAR

Yönetici atamalarında zaman zaman dayanak gösterilen 76. madde uygulamaları da kamuoyunda tartışma konusu olmuştur. Hukuki düzenlemeler, idareye takdir yetkisi verebilir. Ancak takdir yetkisi, keyfîlik anlamına gelmemelidir.

Takdir yetkisi; objektif kriterlerle, şeffaf süreçlerle, denetlenebilir mekanizmalarla desteklenmediğinde, “torpil” algısını güçlendirir. Algının güçlenmesi bile başlı başına bir sorundur. Çünkü kamu yönetiminde güven, en az hukuki meşruiyet kadar önemlidir.

Bir eğitim kurumunda güven zedelenirse, öğretmenler kendilerini değersiz hisseder. Değersiz hisseden bir öğretmen ise öğrencisine umut aşılamakta zorlanır.

KUL HAKKI VE VİCDAN MUHASEBESİ

Ramazan ayının en güçlü kavramlarından bir diğeri de “kul hakkı”dır. Dinî ve manevi kaynaklarda kul hakkının affının, sadece “hak sahibinin rızasına bağlı” olduğu vurgulanır. Bu bilinç, toplumsal düzenin temel taşlarından biridir.

Eğer bir insanın emeği, hakkı, kariyeri haksız bir şekilde elinden alınmışsa; bu yalnızca idari bir işlem değildir. Aynı zamanda vicdani de bir meseledir.

Devlet kurumları elbette büyük ve karmaşık yapılardır. Hatalar olabilir, eksikler yaşanabilir. Ancak önemli olan; bu eleştirileri duymazdan gelmek değil, aksine bir muhasebe vesilesi olarak görmek ve sistemi daha adil hâle getirmektir.

Ramazan ayı tam da bunun için bir fırsattır: İç muhasebe yapmak, eksikleri görmek ve düzeltmek için.

DEĞERLER EĞİTİMİ ÖNCE KURUMLARDA BAŞLAMALI

Öğrencilere adalet, merhamet ve vatanseverlik kazandırmak elbette kıymetlidir. Ancak değerler eğitimi yalnızca sınıf içi etkinliklerle sınırlı kalırsa etkisi son derece sınırlı olur.

Çocuklar sadece anlatılanı değil, asıl yaşananı öğrenir.

Eğer bir okulda öğretmenler arasında “hak eden değil, referansı olan kazanır” algısı hâkimse; o okulda verilen adalet dersi eksik kalır. Çünkü çocuklar, öğretmenlerinin yüzündeki hayal kırıklığını da okur.

Bu nedenle değerler eğitimi, önce kurumsal kültürde kök salmalıdır. Şeffaf atama süreçleri, objektif değerlendirme kriterleri, denetlenebilir mülakat sistemleri… İşte gerçek adalet dersi, genç dimağlara böyle işleyebilir.

RAMAZAN’IN RUHUYLA YENİDEN DÜŞÜNMEK

“Maarifin Kalbinde Ramazan” teması güzel bir başlangıç olabilir. Ancak asıl mesele, Ramazan’ın kalbini maarifin yönetim anlayışına taşıyabilmektir.

Paylaşma deniyorsa, makamların da adil paylaşımı konuşulmalıdır.
Merhamet deniyorsa, emeği görmezden gelinenlerin kırgınlığı da giderilmelidir.
Adalet deniyorsa, liyakat sistemi tartışmaya kapalı bir netliğe kavuşturulmalıdır.

Unutulmamalıdır ki eğitim, sadece müfredatla değil; örnek oluşla inşa edilir. Bakanlık, kendi içinde adalet mekanizmasını güçlendirdiğinde; okullarda anlatılan her değer çok daha inandırıcı olacaktır.

SÖZÜN ÖZÜ

Ramazan ayı, bir davettir: Vicdana, adalete, hakkaniyete dönüş daveti.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı etkinlikler niyet olarak çok kıymetli. Ancak toplumun beklentisi; anlatılan değerlerin önce kurum içinde hayat bulması yönünde gözlemlenmektedir.

Liyakatli kadın öğretmenlerin önünün açıldığı, torpil iddialarının tarihe karıştığı, kul hakkı hassasiyetinin sadece vaazlarda değil, atama listelerinde de görüldüğü bir eğitim sistemi; hem öğrenciler hem de öğretmenler için gerçek bir umut olacaktır.

Belki o zaman Ramazan etkinlikleri, yalnızca bir proje değil; samimi bir dönüşümün habercisi olur.

Çünkü adalet, en çok onu uygulayana yakışır.



Hakan Muhtar


MEB'DE BİR YANDA RAMAZAN, BİR YANDA TORPİL

MEB’in “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinlikleri adalet, merhamet ve kul hakkı vurgusuyla dikkat çekerken; eğitim camiasında yönetici atamalarında liyakat yerine torpil iddiaları aynı değerlerin kurum içinde ne kadar yaşatıldığı sorusunu yeniden gündeme taşıyor


Ramazan’ın Ruhu ve Liyakatin Gölgesi

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in imzasıyla 81 il valiliğine gönderilen yazı doğrultusunda, Ramazan ayı boyunca Türkiye genelindeki okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı eğitsel ve sosyal etkinlikler gerçekleştirileceği duyuruldu.

Paylaşma bilincini geliştirmek, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmek, birlik ruhunu pekiştirmek… Adalet, merhamet ve vatanseverlik gibi millî ve manevi değerlerin öğrencilere kazandırılması hedefleniyor.

Kâğıt üzerinde bakıldığında son derece anlamlı, kıymetli ve yerinde bir çalışma. Zira Ramazan ayı; sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değil, aynı zamanda insanın kendini muhasebeye çektiği, vicdan terazisini yokladığı, hakkı ve hukuku yeniden düşündüğü bir arınma zamanıdır. Okullarda bu bilinçle yapılacak etkinlikler, çocukların karakter gelişimine katkı sunabilir.

Ancak Ramazan’ın ruhunu anlatmak başka, o ruhu kurumsal kültürde yaşatmak başka…

ÖRNEĞİN ADALET DERSİ SINIFTA MI KALACAK?

Etkinlik metinlerinde “adalet” vurgusu öne çıkıyor. Öğrencilere adaletli olmanın, kul hakkı gözetmenin, hakkaniyetli davranmanın önemi anlatılacak. Peki aynı adalet ilkesi, kurumun kendi iç işleyişinde ne kadar karşılık buluyor?

Toplumun en büyük beklentisi, devletin önce kendi içinde adaletli olmasıdır. Hele ki söz konusu olan eğitim gibi geleceği inşa eden bir alan ise, adalet sadece bir kavram değil; eğitim sisteminin temel direğidir.

Bugün eğitim camiasında en çok konuşulan konulardan biri yönetici atamalarıdır. Liyakat mi, yoksa torpil mi? Kariyer basamaklarını yıllarca emekle, alın teriyle, akademik birikimle tırmanmaya çalışan öğretmenler mi; yoksa bir referansla bir gecede koltuk sahibi olanlar mı?

Ramazan ayında çocuklara “hakkaniyetli olun” denirken, aynı sistem içinde liyakat sahibi eğitimcilerin haklarının görmezden gelinmesi, büyük bir çelişki değil midir?

Adalet, yalnızca ders kitaplarında güzel duran bir kavram değildir. Adalet, atama listelerinde, değerlendirme komisyonlarında, mülakat sonuçlarında somutlaşmalıdır.

TORPİLİN GÖLGESİNDE EZİLEN LİYAKAT

Eğitim sisteminin omurgasını öğretmenler oluşturur. Bir öğretmen için mesleki ilerleme, sadece bir unvan meselesi değildir; aynı zamanda emeğinin takdir edilmesidir. Ancak yönetici atamalarında şeffaflık ve objektiflik tartışmaları bitmiyorsa, burada ciddi bir güven sorunu oluşmuş demektir.

Torpil iddiaları, sadece bir kişinin hakkının yenmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda kurumun yüksek itibarını zedeler, çalışanların motivasyonunu düşürür, genç öğretmenlere “ne kadar çalışırsan çalış, sonuç değişmez” umutsuzluk duygusunu aşılar.

Bu duygunun yayılması, bir eğitim sistemi için en tehlikeli virüstür.

Çünkü liyakatin yerini referans aldığında, kalite düşer. Kalite düştüğünde ise bundan en çok zarar gören yine öğrenciler olur.

Ramazan ayında paylaşma ve yardımlaşma etkinlikleri yapılırken, emeğin ve hakkın paylaşımında adalet sağlanamıyorsa; burada vicdanları yaralayan bir tablo ortaya çıkar.

KADIN ÖĞRETMENLERİN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİ

Özellikle liyakatli kadın öğretmenlerin yönetici pozisyonlarına erişim sürecinde yaşadıkları zorluklar, eğitim camiasında sıkça dile getirilen bir başka mesele. Yıllarca eğitim alan, projeler üreten, akademik çalışmalar yapan, okullarında fark yaratan kadın öğretmenler; kimi zaman “uygun görülmeme”, kimi zaman “tecrübe yetersizliği” gibi soyut gerekçelerle geri planda bırakıldıklarını ifade ediyor.

Oysa gerçek liyakat, cinsiyetle değil; bilgi, birikim ve liderlik kapasitesiyle ölçülür.

Kadın öğretmenlerin kimseden “icazet” almadan, yalnızca kendi başarılarıyla yönetici olabilmeleri; hem adaletin hem de toplumsal gelişimin gereğidir. Eğer sistem, referansı güçlü olanı değil de gerçekten hak edeni seçerse; hem kurumlar güçlenir hem de eğitimin kalitesi artar.

Aksi hâlde, sürekli engellendiğini düşünen bir kesimin kırgınlığı büyür. Bu kırgınlık sadece bireysel değildir; kuruma duyulan toplumsal güveni de aşındırır.

76. MADDE VE TARTIŞMALAR

Yönetici atamalarında zaman zaman dayanak gösterilen 76. madde uygulamaları da kamuoyunda tartışma konusu olmuştur. Hukuki düzenlemeler, idareye takdir yetkisi verebilir. Ancak takdir yetkisi, keyfîlik anlamına gelmemelidir.

Takdir yetkisi; objektif kriterlerle, şeffaf süreçlerle, denetlenebilir mekanizmalarla desteklenmediğinde, “torpil” algısını güçlendirir. Algının güçlenmesi bile başlı başına bir sorundur. Çünkü kamu yönetiminde güven, en az hukuki meşruiyet kadar önemlidir.

Bir eğitim kurumunda güven zedelenirse, öğretmenler kendilerini değersiz hisseder. Değersiz hisseden bir öğretmen ise öğrencisine umut aşılamakta zorlanır.

KUL HAKKI VE VİCDAN MUHASEBESİ

Ramazan ayının en güçlü kavramlarından bir diğeri de “kul hakkı”dır. Dinî ve manevi kaynaklarda kul hakkının affının, sadece “hak sahibinin rızasına bağlı” olduğu vurgulanır. Bu bilinç, toplumsal düzenin temel taşlarından biridir.

Eğer bir insanın emeği, hakkı, kariyeri haksız bir şekilde elinden alınmışsa; bu yalnızca idari bir işlem değildir. Aynı zamanda vicdani de bir meseledir.

Devlet kurumları elbette büyük ve karmaşık yapılardır. Hatalar olabilir, eksikler yaşanabilir. Ancak önemli olan; bu eleştirileri duymazdan gelmek değil, aksine bir muhasebe vesilesi olarak görmek ve sistemi daha adil hâle getirmektir.

Ramazan ayı tam da bunun için bir fırsattır: İç muhasebe yapmak, eksikleri görmek ve düzeltmek için.

DEĞERLER EĞİTİMİ ÖNCE KURUMLARDA BAŞLAMALI

Öğrencilere adalet, merhamet ve vatanseverlik kazandırmak elbette kıymetlidir. Ancak değerler eğitimi yalnızca sınıf içi etkinliklerle sınırlı kalırsa etkisi son derece sınırlı olur.

Çocuklar sadece anlatılanı değil, asıl yaşananı öğrenir.

Eğer bir okulda öğretmenler arasında “hak eden değil, referansı olan kazanır” algısı hâkimse; o okulda verilen adalet dersi eksik kalır. Çünkü çocuklar, öğretmenlerinin yüzündeki hayal kırıklığını da okur.

Bu nedenle değerler eğitimi, önce kurumsal kültürde kök salmalıdır. Şeffaf atama süreçleri, objektif değerlendirme kriterleri, denetlenebilir mülakat sistemleri… İşte gerçek adalet dersi, genç dimağlara böyle işleyebilir.

RAMAZAN’IN RUHUYLA YENİDEN DÜŞÜNMEK

“Maarifin Kalbinde Ramazan” teması güzel bir başlangıç olabilir. Ancak asıl mesele, Ramazan’ın kalbini maarifin yönetim anlayışına taşıyabilmektir.

Paylaşma deniyorsa, makamların da adil paylaşımı konuşulmalıdır.
Merhamet deniyorsa, emeği görmezden gelinenlerin kırgınlığı da giderilmelidir.
Adalet deniyorsa, liyakat sistemi tartışmaya kapalı bir netliğe kavuşturulmalıdır.

Unutulmamalıdır ki eğitim, sadece müfredatla değil; örnek oluşla inşa edilir. Bakanlık, kendi içinde adalet mekanizmasını güçlendirdiğinde; okullarda anlatılan her değer çok daha inandırıcı olacaktır.

SÖZÜN ÖZÜ

Ramazan ayı, bir davettir: Vicdana, adalete, hakkaniyete dönüş daveti.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı etkinlikler niyet olarak çok kıymetli. Ancak toplumun beklentisi; anlatılan değerlerin önce kurum içinde hayat bulması yönünde gözlemlenmektedir.

Liyakatli kadın öğretmenlerin önünün açıldığı, torpil iddialarının tarihe karıştığı, kul hakkı hassasiyetinin sadece vaazlarda değil, atama listelerinde de görüldüğü bir eğitim sistemi; hem öğrenciler hem de öğretmenler için gerçek bir umut olacaktır.

Belki o zaman Ramazan etkinlikleri, yalnızca bir proje değil; samimi bir dönüşümün habercisi olur.

Çünkü adalet, en çok onu uygulayana yakışır.

  • BIST 100

    17218,55%-0,18
  • DOLAR

    43,75% 0,08
  • EURO

    51,73% -0,24
  • GRAM ALTIN

    7032,26% 2,55
  • Ç. ALTIN

    11636,31% 0,68
  • Perşembe 11.4 ° / 6.5 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
  • Cuma 13.2 ° / 6.6 ° Güneşli
  • Cumartesi 12.4 ° / 8.2 ° false

İstanbul

19.02.2026

  • İMSAK 06:22
  • GÜNEŞ 07:47
  • ÖĞLE 13:23
  • İKİNDİ 16:20
  • AKŞAM 18:49
  • YATSI 20:09