Aztek Kurban Ritüelleri:
Toplumun devamı için insan kurban edilirdi. Şiddet kutsallaştırılarak meşrulaştırılırdı. Kurban, “toplumu kurtaran” figür hâline gelirdi.
Orta Çağ Avrupa’sında Yahudilerin Günah Keçisi Yapılması:
Veba salgını (1347-1351) sırasında Avrupa’da milyonlarca insan öldü. Bilimsel açıklama bilinmediği için;
Yahudiler kuyuları zehirlemekle suçlandı. Binlerce kişi katledildi.
Toplum geçici bir “rahatlama” yaşadı.
Girard’a göre bu, klasik bir günah keçisi mekanizmasıdır. Krizin gerçek nedeni bilinmediğinde, azınlık bir grup hedef seçilir.
Cadı Avları (15–17. yüzyıl):
Toplumsal huzursuzluk, ekonomik kriz ve dinî çatışmaların arttığı dönemlerde genellikle yalnız, yaşlı ya da farklı kadınlar “cadı” ilan edildi.
İşkence gördüler, yakıldılar.
Toplum kendini arınmış hissetti.
Girard’a göre bu da kaosu tek bir kurban üzerinde yoğunlaştırma biçimidir.
Nazi Almanyası:
I. Dünya Savaşı sonrası ekonomik çöküş ve ulusal aşağılanma ortamında,
Yahudiler Almanya’nın sorunlarının sebebi ilan edildi.
Toplumun öfkesi tek bir grupta toplandı. Bu süreç soykırıma kadar gitti. Girard’ın teorisi açısından bu, modern çağın en dramatik günah keçisi örneklerinden biridir.
McCarthy Dönemi (1950’ler, ABD):
Soğuk Savaş korkusu içinde, “Komünist” olduğu iddia edilen kişiler hedef alındı. Sanatçılar, akademisyenler fişlendi. Toplumsal paranoya bir grup üzerinde yoğunlaştı.
Kriz döneminde iç düşman yaratıldı.
Ruanda Soykırımı (1994):
Ekonomik ve siyasi kriz ortamında,
Tutsiler “ülkenin sorunu” olarak gösterildi. Propaganda ile şeytanlaştırıldılar, kısa sürede büyük bir katliam yaşandı. Girard’a göre yoğun kutuplaşma, mimetik rekabet ve propaganda birleştiğinde, kurban mekanizması hızla şiddete dönüşebilir.
Modern Dünyada Sosyal Medya Linç Kültürü:
Bugün kurban mekanizması fiziksel kurban yerine dijital biçimde ortaya çıkabiliyor. Bir kişi hata yapar, kitle öfke üretir, toplu dışlama ve itibarsızlaştırma gerçekleşir.
Toplum “ahlaki üstünlük” hissi yaşar.
Bu, Girard’ın teorisinin güncel bir yansımasıdır.
Girard’a göre:
Toplumlar şiddeti durdurmak için şiddete başvurur.
Kurban masum olsa bile, toplumsal düzenin yeniden kurulması için “suçlu” ilan edilir.
Mitler genellikle kurbanı gerçekten suçlu gibi anlatır. Modern bilinç, kurbanın masumiyetini daha görünür kılar.
Dünya tarihine baktığımızda; salgınlarda azınlıklar, ekonomik krizlerde göçmenler, siyasi çalkantılarda muhalifler, toplumsal panikte “farklı” olanlar sıklıkla günah keçisi yapılmıştır.
Girard teorisinin öğretisi; toplumsal birlik bazen ortak bir düşman yaratılarak sağlanır.
Toplumsal kaos arttığında, insanlar karmaşık sorunları tek bir kötü aktöre indirgeme eğilimindedir.
Ekonomik kriz, siyasi güvensizlik, küresel belirsizlik; bu ortamda “gizli bir elit grubun çocuklardan kan topladığı” iddiası, psikolojik olarak güçlü bir anlatı hâline gelir çünkü anlatı; karmaşık sistemi basitleştirir, belirsizliği somut bir düşmana indirger, insanlara öfke yöneltecek bir hedef sunar.
Mitolojide tanrılar gazaplıdır, onları yatıştırmak için kurban gerekir. Modern komploda, kurban edilen çocuklardır ve fail “gizli elitlerdir.”
Anlatı, insan zihninin ilkel korkularına dokunur; çocuğun korunması, masumiyet, ihanet, güç ve yozlaşma.
Bu kadar güçlü sembollerin bir araya gelmesi, anlatıyı viral hâle getirir.
Korkunun Nörobiyolojisi ve Hikâye Üretimi:
Adrenalin, korku anında salgılanır. Adrenokrom ise adrenalinin oksidasyon ürünüdür. Bu biyolojik gerçeklik, komplo anlatısına dramatik bir malzeme sunmuştur: korkutulan çocuğun kanından elde edilen madde.
Bilimsel olarak bu iddia doğru değildir, psikolojik olarak son derece etkilidir. Korku, beynin en hızlı yayılan duygusudur. Evrimsel olarak tehlikeye karşı hızlı tepki vermek, hayatta kalmayı sağlar.
Komplo teorileri korku üzerinden yayılır. Korku, mantığın önüne geçer; insan zihni tehdit algıladığında, analitik düşünceden sezgisel düşünceye kayar. Bu durumda hikâyeler, verilerden daha güçlü olur.
Dijital Çağ ve Modern Mit Üretimi:
Eskiden mitler sözlü kültürle yayılırdı, şimdiyse algoritmalarla yayılıyor.
Sosyal medyada yankı odaları oluşturulur, insanlar kendi inançlarını doğrulayan içerikleri görür; böylece anlatı pekişir.
Adrenokrom teorisi, 2010’lu yıllarda internet forumlarında yine ortaya çıktı. Daha sonra siyasi hareketlerle birleşerek büyüdü. Dikkat çekici olan, bu teori bilimsellikten ziyade sembolik bir zeminden beslenmektedir.
Kan + Çocuk + Elit + Ölümsüzlük; bu dört kelime, insan zihninde tarihsel korku şemasını tetikler.
Mit ile Komplo Arasındaki Psikolojik Köprü:
Komplo teorileri, bilinçaltının kriz anında yüzeye çıkmasıdır.
Adrenokrom efsanesi, modern insanın üç temel kaygısını yansıtır: güçsüzlük hissi, kurumsal güvensizlik, ölüm korkusu.
Mitolojik anlatılarda tanrılar, modern komploda “küresel elitler” erişilemezdir. Her iki durumda da sıradan insan, kontrolün dışında bırakıldığını hisseder. Bu hissin yarattığı boşluk, hikâye ile doldurulur. Özellikle neden kan? Kan, hem kutsal hem kirli kabul edilmiştir; yaşam ve ölüm simgesidir.
Psikanalitik açıdan da ilkel bilinçdışı sembollerden biridir. Doğumla, yaralanmayla, kurbanla bağlantılıdır. Bu nedenle kan merkezli anlatılar, zihinde güçlü bir iz bırakır.
Adrenokromun kimyasal yapısından çok, isminde geçen “adreno” (adrenalin) kelimesi heyecan, korku ve yoğun duygu çağrıştırır; biyolojik molekül, sembolik iksire dönüşür.
Modern Dünyanın Yeni Vampirleri:
Adrenokrom efsanesi, bilimsel bir gerçeğin mitolojik korkuyla birleşmesinden doğmuş modern bir anlatıdır. İnsanlık değişse de arketipler değişmez. Tanrılar gider, elitler gelir,
Şatolar yıkılır, gizli toplantılar olur,
Vampir gider, küresel ağ gelir. Hikâye aynı kalır: güçlü olan, zayıfın özünü emer. Bilimsel karşılığı yoktur, psikolojik karşılığı vardır; insan kontrol edemediği dünyayı anlamlandırmak için hikâye üretir, hikâye ne kadar korkutucuysa o kadar güçlü yayılır.
Asıl mesele adrenokrom değildir, insan zihninin mit üretme kapasitesidir.
İnsan, bilinmezliğe tahammül edemediğinden, bilinmezlik her çağda yeni bir isim bulur.
Kimyasal olarak adrenalinin oksidasyonu sonucu oluşan bileşik adrenokrom, Jeffrey Epstein dosyası gündeme geldikten sonra küresel ölçekte dolaşıma sokulan kavramlardan biri oldu. Bu bağlantı resmî belgelerden daha çok dijital çağın komplo kültüründen besleniyor.
Popüler kültürde, bazı romanlarda ve marjinal anlatılarda karanlık bir serum gibi sunulmuş olması, ona mistiklik kazandırdı.
Epstein dosyası bambaşka bir skandalın adı. Reşit olmayan kız çocuklarına yönelik istismar, insan ticareti, güçlü isimlerle kurulan ilişkiler ve kamuoyunun tam anlamıyla aydınlatılamadığı düşünülen bağlantılar, adrenokrom anlatısının sızdığı boşlukları oluşturdu.
Resmî iddianamelerde, mahkeme kayıtlarında, açıklanan FBI belgelerinde adrenokrom üretimi ya da kullanımıyla ilgili doğrulanmış bir ifade yok. Buna rağmen sosyal medyada; dünyayı yöneten elit bir ağ var, çocuklardan adrenokrom elde ediyorlar ve genç kalmak için bunu kullanıyorlar. Özellikle QAnon (2017 yılında ABD’de ortaya çıkan, anonim internet kullanıcısının “Q” paylaşımlarına dayanan aşırı sağ kökenli komplo teorisi hareketidir.) çevrelerinde hızla yayıldı ve Epstein ismiyle birleştirildi.
Özellikle çocuk istismarı gibi insanın vicdanını sarsan suç söz konusu olduğunda, zihin suçu sıradan ahlaksızlık olarak değil, neredeyse metafizik kötülük olarak konumlandırmak istiyor;
Epstein vakasında olduğu gibi.
Güçlü isimlerin hesap vermediği algısı, belgelerin tam şeffaflıkla açıklanmaması, ani ölüm ve kamuoyunda oluşan güvensizlik ve tüm bunlar birleşince, insanlar “görünenin ötesinde daha korkunç bir gerçek var” duygusuna yöneldi.
Bilimsel açıdan bakıldığında, adrenokrom laboratuvar ortamında sentezlenebilen bir madde; insanlardan “elde edilmesi” gibi bir zorunluluk söz konusu değil. Gençleştirici etkisine dair güvenilir veri de yok, yani iddiaların kimyasal ya da tıbbi bir dayanağı bulunmuyor.
Fakat mesele sadece bilim değil; modern dünyada güven erozyonu arttıkça, mit üretme eğilimi de artıyor. İnsanlar artık resmî açıklamalara güvenmiyor; boşlukları kendi anlatılarıyla dolduruyor ve çoğu zaman korku, öfke ve adalet arzusunun birleşiminden doğuyor.
Adrenokrom ile Epstein dosyası arasındaki bağ, belgelerle değil, dijital çağın kolektif bilinçaltıyla kurulmuştur. Gerçek suçlar ve gerçek mağdurlar varken, anlatının mitolojik bir boyuta taşınması, hakikati gölgede bırakabilir.

