GAZZE AÇKEN MÜSLÜMANLAR RAMAZAN’DA TOK OLABİLİR Mİ?

Ramazan’ın bereketi sofralara taşarken, Gazze’de açlık ve ölüm kol geziyor. Bu köşe yazısı, tok sofralar ile aç bırakılan bir halk arasındaki vicdan muhasebesini sert sorularla gündeme taşıyor

Hakan Muhtar

22.02.2026 20:40:00

Tarih: 22.02.2026 20:40 Güncelleme: 22.02.2026 20:40

Ramazan geldi. Rahmet ayı, mağfiret ayı, arınma ayı...

Sokaklarda mahyalar yanıyor, fırınların önünde pide kuyrukları uzuyor, mutfaklardan iştah kabartan kokular yükseliyor. Sofralar kuruldu, hurma tabakları en nadide kristallerin içine dizildi, çorbalar kaynadı, pideler sıcak sıcak bölündü. Eller semaya kalktı, dualar edildi.

Ama bir soru, bütün bu gösterişli sofraların ortasında, bütün bu huşu dolu duaların içinde, bütün o konforlu huzur cümlelerinin arasında devasa bir kılıç gibi dimdik duruyor:

Gazze açken Müslümanlar Ramazan’da tok olabilir mi?

İnsanlığın ve İslam âleminin vicdanı öncülüğünde bu gerçekle yüzleşmesi zorunludur.

VİCDANIN İFLASI: RAMAZAN SADECE AÇ KALMAK DEĞİLDİR

Ramazan, bir mide terbiyesi ya da sadece belirli saatler arasında fiziksel bir aç kalma provası değildir. Eğer böyle anlıyorsak, biz İslam dinini hiç anlamamışız demektir. Ramazan, vicdanın dirilmesidir. Ramazan, “öteki”nin acısını kendi iliğinde hissetme mektebidir.

Eğer bir coğrafyada, Gazze’de, çocuklar sahura kalkamıyorsa – çünkü yiyecek bir lokma ekmekleri yoksa – bizim sahurdaki kuş sütü eksik sofralarımız helal midir? Eğer bir yerde anneler, iftar saati geldiğinde çocuklarının önüne yemek yerine sadece kirli bir bardak su koyup “sabret yavrum” diyerek hıçkırıklarını içine gömüyorsa, bizim iftar sofralarındaki israfımız haram değil midir?

Gazze’de babalar, bir torba un alabilmek için yardım kuyruklarında katil İsrail’in keskin nişancıları tarafından vurulma pahasına beklerken; biz burada “Hangi restoranda iftar yapsak?” diye menü seçiyorsak, bizim Müslümanlığımız sadece bir etiketten ibaret kalmıştır. Ramazan, “Ben aç kaldım” demek için değil; “Dünyada kim aç, ben bu zulmün neresindeyim?” diyebilmek içindir.

KATİL NETANYAHU VE SOYKIRIMIN ADI: MODERN ENGİZİSYON

Gelelim bu trajedinin asıl mimarına. Gazze’de yaşananlar bir doğal afet değil. Bir deprem, bir sel, bir kuraklık değil. Gazze’de açlık, modern dünyanın gözleri önünde, terörist bir aklın ürünü olan sistematik bir imha planıdır.

Bu soykırımın baş aktörü, elleri on binlerce çocuğun kanına bulanmış olan terörist Netanyahu’dur. Bu adam, sadece bir siyasetçi değil; 21. yüzyılın Hitler’i, modern zamanların en aşağılık savaş suçlusudur. Netanyahu denen karanlık şahsiyet, güvenliği bahane ederek bir halkı toplu mezara gömmeye yemin etmiş soykırımcı bir canidir. Onun emriyle atılan bombalar sadece binaları değil, insanlığın tüm değerlerini yerle bir etmektedir.

Netanyahu ve onun kana susamış kabinesi, gıdayı bir silah olarak kullanıyor. Bebeklerin mamasını, yaşlıların ilacını, yaralıların suyunu kesmek; savaş değil, alçaklıktır. Bu bir “savunma” değil, bu bir “terör” operasyonudur. Siyonist rejimin bu canice kuşatması, sadece Filistinlileri değil, yeryüzündeki tüm vicdan sahiplerini hedef almaktadır.

Buradan haykırıyoruz: Netanyahu, tarihin en karanlık sayfalarında bir “bebek katili” olarak anılacaksın ve döktüğün o masumların kanlarında mutlaka boğulacaksın!

BEYAZ SARAY’IN KANLI İMZASI VE BATI’NIN İHANETİ

Bu katliamda suç ortağı sadece İsrail değildir. Gazze’deki her bir çocuk ölümünde, Washington’ın, Beyaz Saray’ın da kanlı imzası vardır. Amerika Birleşik Devletleri, demokrasi ve insan hakları masalları anlatırken, öte yandan Netanyahu’nun eline o bombaları tutuşturan, o katliamlara diplomatik kalkan olan asıl güçtür.

ABD’nin verdiği askerî destek, attığı veto oyları ve “sınırsız destek” açıklamaları, Gazze’deki toplu mezarların kazılmasına yardım etmektedir. Batı medeniyeti denilen o makyajlı yüz ise Gazze söz konusu olduğunda tüm maskelerini düşürmüştür. Ukrayna’da “insan hakları” diye bağıranlar, Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken “İsrail’in kendini savunma hakkı”ndan bahsediyorlar. Bu ikiyüzlülük, bu çifte standart, insanlık tarihinin gördüğü en büyük ahlaki çöküştür.

ÜMMETİN SESSİZLİĞİ: SEYİRCİ KALMAK ZULME ORTAK OLMAKTIR

Peki ya biz? İki milyarlık İslam âlemi nerede? Ramazan boyunca en çok “ümmet” kelimesini kullanıyoruz. Peki, nedir ümmet olmak? Sadece aynı yöne dönüp namaz kılmak mı? Sadece aynı takvimde oruç tutmak mı?

Eğer Gazze’de bir annenin feryadı bizim saraylarımızın duvarlarını yıkmıyorsa, eğer o çocukların açlıktan şişmiş karınları bizim uykularımızı kaçırmıyorsa, biz ümmet değiliz. Biz sadece birer seyirciyiz. Unutmayalım ki; zulmü seyretmek, o zulmü işlemekle eş değerdir.

Müslüman ülkelerin liderleri, stratejik dengeler ve koltuk sevdaları uğruna bu sessizliğe büründükçe, tarih onları da affetmeyecektir. Gazze’deki çocukların ahı, sadece İsrail’i değil, onlara el uzatmayan, sadece kınama mesajlarıyla vakit geçiren her bir yöneticiyi de yakacaktır.

TOKLUĞUN VEBALİ VE GERÇEK İMTİHAN

Şu an bu yazıyı okurken belki iftar saati yaklaşıyor, belki sahur yapıyorsunuz. Bir an durun. Elinizdeki ekmeğe, önünüzdeki suya bakın ve sadece şunu düşünün: Gazze’de insanlar hayvan yeminden ekmek yapmaya çalışıyor. İnsanlar ot yiyerek hayatta kalmaya çalışıyor.

Tok olmak bir suç değildir ama tokken susmak, o tokluğun vebali altında ezilmektir. Ramazan’ın gerçek imtihanı, ne kadar uzun süre aç kaldığınız değil, başkasının açlığı karşısında ne kadar “insan” kaldığınızdır.

Netanyahu ve onun arkasındaki emperyalist güçler, Gazze’yi haritadan silmeye çalışabilir. Ama onlar bir şeyi unutuyorlar: İnanç, bombadan daha güçlüdür; vicdan, kuşatmadan daha geniştir. Bizler, bu Ramazan’da sadece midemizi değil, sesimizi de terbiye etmeliyiz. Adalet talebini, özgür Filistin çığlığını en gür sesle haykırmalıyız.

TARİHİN MÜREKKEBİ KURUMAYAN NOT DEFTERİ

Tarih bir gün bu günleri açık açık yazacak. Kimin çocuk katili Netanyahu’nun yanında durduğunu, kimin o katliama silah taşıdığını, kimin korkakça sustuğunu ve kimin onuruyla direndiğini tek tek kaydedecek.

İftar sofrasına oturmadan önce kalbinize sorun: “Ben bu zulmün neresindeyim?” Gazze açken, hiçbir Müslüman gerçekten tok değildir. Çünkü vicdanı aç olan bir toplum, dünyanın en zengin sofrasına da otursa yoksuldur, sefildir, bitiktir.

Zulmün sonu yakındır. Netanyahu ve yandaşları, döktükleri kanda elbet boğulacaktır. Ama bizim imtihanımız, o güne kadar ne yaptığımızla ilgilidir. Ya ses vereceğiz ya da bu vebalin altında ebediyen ezileceğiz.

Gazze’ye selam olsun! Direnişe selam olsun! Vicdanını kaybetmeyenlere selam olsun!

KAHROLSUN SİYONİZM, YAŞASIN ÖZGÜR FİLİSTİN!



Hakan Muhtar


GAZZE AÇKEN MÜSLÜMANLAR RAMAZAN’DA TOK OLABİLİR Mİ?

Ramazan’ın bereketi sofralara taşarken, Gazze’de açlık ve ölüm kol geziyor. Bu köşe yazısı, tok sofralar ile aç bırakılan bir halk arasındaki vicdan muhasebesini sert sorularla gündeme taşıyor


Ramazan geldi. Rahmet ayı, mağfiret ayı, arınma ayı...

Sokaklarda mahyalar yanıyor, fırınların önünde pide kuyrukları uzuyor, mutfaklardan iştah kabartan kokular yükseliyor. Sofralar kuruldu, hurma tabakları en nadide kristallerin içine dizildi, çorbalar kaynadı, pideler sıcak sıcak bölündü. Eller semaya kalktı, dualar edildi.

Ama bir soru, bütün bu gösterişli sofraların ortasında, bütün bu huşu dolu duaların içinde, bütün o konforlu huzur cümlelerinin arasında devasa bir kılıç gibi dimdik duruyor:

Gazze açken Müslümanlar Ramazan’da tok olabilir mi?

İnsanlığın ve İslam âleminin vicdanı öncülüğünde bu gerçekle yüzleşmesi zorunludur.

VİCDANIN İFLASI: RAMAZAN SADECE AÇ KALMAK DEĞİLDİR

Ramazan, bir mide terbiyesi ya da sadece belirli saatler arasında fiziksel bir aç kalma provası değildir. Eğer böyle anlıyorsak, biz İslam dinini hiç anlamamışız demektir. Ramazan, vicdanın dirilmesidir. Ramazan, “öteki”nin acısını kendi iliğinde hissetme mektebidir.

Eğer bir coğrafyada, Gazze’de, çocuklar sahura kalkamıyorsa – çünkü yiyecek bir lokma ekmekleri yoksa – bizim sahurdaki kuş sütü eksik sofralarımız helal midir? Eğer bir yerde anneler, iftar saati geldiğinde çocuklarının önüne yemek yerine sadece kirli bir bardak su koyup “sabret yavrum” diyerek hıçkırıklarını içine gömüyorsa, bizim iftar sofralarındaki israfımız haram değil midir?

Gazze’de babalar, bir torba un alabilmek için yardım kuyruklarında katil İsrail’in keskin nişancıları tarafından vurulma pahasına beklerken; biz burada “Hangi restoranda iftar yapsak?” diye menü seçiyorsak, bizim Müslümanlığımız sadece bir etiketten ibaret kalmıştır. Ramazan, “Ben aç kaldım” demek için değil; “Dünyada kim aç, ben bu zulmün neresindeyim?” diyebilmek içindir.

KATİL NETANYAHU VE SOYKIRIMIN ADI: MODERN ENGİZİSYON

Gelelim bu trajedinin asıl mimarına. Gazze’de yaşananlar bir doğal afet değil. Bir deprem, bir sel, bir kuraklık değil. Gazze’de açlık, modern dünyanın gözleri önünde, terörist bir aklın ürünü olan sistematik bir imha planıdır.

Bu soykırımın baş aktörü, elleri on binlerce çocuğun kanına bulanmış olan terörist Netanyahu’dur. Bu adam, sadece bir siyasetçi değil; 21. yüzyılın Hitler’i, modern zamanların en aşağılık savaş suçlusudur. Netanyahu denen karanlık şahsiyet, güvenliği bahane ederek bir halkı toplu mezara gömmeye yemin etmiş soykırımcı bir canidir. Onun emriyle atılan bombalar sadece binaları değil, insanlığın tüm değerlerini yerle bir etmektedir.

Netanyahu ve onun kana susamış kabinesi, gıdayı bir silah olarak kullanıyor. Bebeklerin mamasını, yaşlıların ilacını, yaralıların suyunu kesmek; savaş değil, alçaklıktır. Bu bir “savunma” değil, bu bir “terör” operasyonudur. Siyonist rejimin bu canice kuşatması, sadece Filistinlileri değil, yeryüzündeki tüm vicdan sahiplerini hedef almaktadır.

Buradan haykırıyoruz: Netanyahu, tarihin en karanlık sayfalarında bir “bebek katili” olarak anılacaksın ve döktüğün o masumların kanlarında mutlaka boğulacaksın!

BEYAZ SARAY’IN KANLI İMZASI VE BATI’NIN İHANETİ

Bu katliamda suç ortağı sadece İsrail değildir. Gazze’deki her bir çocuk ölümünde, Washington’ın, Beyaz Saray’ın da kanlı imzası vardır. Amerika Birleşik Devletleri, demokrasi ve insan hakları masalları anlatırken, öte yandan Netanyahu’nun eline o bombaları tutuşturan, o katliamlara diplomatik kalkan olan asıl güçtür.

ABD’nin verdiği askerî destek, attığı veto oyları ve “sınırsız destek” açıklamaları, Gazze’deki toplu mezarların kazılmasına yardım etmektedir. Batı medeniyeti denilen o makyajlı yüz ise Gazze söz konusu olduğunda tüm maskelerini düşürmüştür. Ukrayna’da “insan hakları” diye bağıranlar, Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken “İsrail’in kendini savunma hakkı”ndan bahsediyorlar. Bu ikiyüzlülük, bu çifte standart, insanlık tarihinin gördüğü en büyük ahlaki çöküştür.

ÜMMETİN SESSİZLİĞİ: SEYİRCİ KALMAK ZULME ORTAK OLMAKTIR

Peki ya biz? İki milyarlık İslam âlemi nerede? Ramazan boyunca en çok “ümmet” kelimesini kullanıyoruz. Peki, nedir ümmet olmak? Sadece aynı yöne dönüp namaz kılmak mı? Sadece aynı takvimde oruç tutmak mı?

Eğer Gazze’de bir annenin feryadı bizim saraylarımızın duvarlarını yıkmıyorsa, eğer o çocukların açlıktan şişmiş karınları bizim uykularımızı kaçırmıyorsa, biz ümmet değiliz. Biz sadece birer seyirciyiz. Unutmayalım ki; zulmü seyretmek, o zulmü işlemekle eş değerdir.

Müslüman ülkelerin liderleri, stratejik dengeler ve koltuk sevdaları uğruna bu sessizliğe büründükçe, tarih onları da affetmeyecektir. Gazze’deki çocukların ahı, sadece İsrail’i değil, onlara el uzatmayan, sadece kınama mesajlarıyla vakit geçiren her bir yöneticiyi de yakacaktır.

TOKLUĞUN VEBALİ VE GERÇEK İMTİHAN

Şu an bu yazıyı okurken belki iftar saati yaklaşıyor, belki sahur yapıyorsunuz. Bir an durun. Elinizdeki ekmeğe, önünüzdeki suya bakın ve sadece şunu düşünün: Gazze’de insanlar hayvan yeminden ekmek yapmaya çalışıyor. İnsanlar ot yiyerek hayatta kalmaya çalışıyor.

Tok olmak bir suç değildir ama tokken susmak, o tokluğun vebali altında ezilmektir. Ramazan’ın gerçek imtihanı, ne kadar uzun süre aç kaldığınız değil, başkasının açlığı karşısında ne kadar “insan” kaldığınızdır.

Netanyahu ve onun arkasındaki emperyalist güçler, Gazze’yi haritadan silmeye çalışabilir. Ama onlar bir şeyi unutuyorlar: İnanç, bombadan daha güçlüdür; vicdan, kuşatmadan daha geniştir. Bizler, bu Ramazan’da sadece midemizi değil, sesimizi de terbiye etmeliyiz. Adalet talebini, özgür Filistin çığlığını en gür sesle haykırmalıyız.

TARİHİN MÜREKKEBİ KURUMAYAN NOT DEFTERİ

Tarih bir gün bu günleri açık açık yazacak. Kimin çocuk katili Netanyahu’nun yanında durduğunu, kimin o katliama silah taşıdığını, kimin korkakça sustuğunu ve kimin onuruyla direndiğini tek tek kaydedecek.

İftar sofrasına oturmadan önce kalbinize sorun: “Ben bu zulmün neresindeyim?” Gazze açken, hiçbir Müslüman gerçekten tok değildir. Çünkü vicdanı aç olan bir toplum, dünyanın en zengin sofrasına da otursa yoksuldur, sefildir, bitiktir.

Zulmün sonu yakındır. Netanyahu ve yandaşları, döktükleri kanda elbet boğulacaktır. Ama bizim imtihanımız, o güne kadar ne yaptığımızla ilgilidir. Ya ses vereceğiz ya da bu vebalin altında ebediyen ezileceğiz.

Gazze’ye selam olsun! Direnişe selam olsun! Vicdanını kaybetmeyenlere selam olsun!

KAHROLSUN SİYONİZM, YAŞASIN ÖZGÜR FİLİSTİN!

  • BIST 100

    16834,12%0,95
  • DOLAR

    43,82% 0,01
  • EURO

    51,66% -0,01
  • GRAM ALTIN

    7189,95% 0,11
  • Ç. ALTIN

    11844,53% 0,00
  • Pazartesi 8.3 ° / 5.1 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
  • Salı 10.8 ° / 6.9 ° false

İstanbul

23.02.2026

  • İMSAK 06:16
  • GÜNEŞ 07:41
  • ÖĞLE 13:22
  • İKİNDİ 16:23
  • AKŞAM 18:54
  • YATSI 20:13