Epstein Dosyası: Türkiye'de Son Durum

ABD merkezli Epstein dosyası, uzun süre uzak bir skandal olarak görülen Türkiye bağlantılarıyla gündeme geldi.

Ayşe Ayan

5.03.2026 17:43:00

Tarih: 05.03.2026 17:43 Güncelleme: 05.03.2026 17:46

Pedofili, insan ticareti ve elit ağ ilişkileri üzerinden küresel bir suç organizasyonuna dönüştüğü iddia edilen yapı, yalnızca ABD merkezli bir adli dosya değildir. Jeffrey Epstein adı etrafında şekillenen dava, yıllar içinde ceza soruşturmasının sınırlarını aşmış; devletler, istihbarat ağları, siyasal elitler ve sermaye çevreleri arasındaki görünmez temas noktalarını sorgulatan bir dosyaya dönüşmüştür.

Türkiye'de mesele, uzun süre "uzak bir skandal" olarak algılanmış; son dönemde ise yayımlanan belge ve iddialarla birlikte kamuoyunun dikkatine daha somut biçimde girmiştir.

Epstein'ın ilk mahkûmiyeti 2008 yılında gerçekleşti. Bu süreç, ceza adalet sisteminin zengin ve nüfuzlu aktörlere karşı nasıl esneyebildiğinin çarpıcı bir örneğiydi. 2019'da yeniden tutuklanması ve kısa süre sonra da cezaevinde ölümü, dosyayı kapatmadı; aksine daha da büyüttü. Bu dönem Türkiye açısından doğrudan bir gündem oluşturmadı. Dosya, daha çok ABD iç siyasetinin ve Batı medyasının konusu olarak görüldü. Bu "uzaktan izleme" hâli, aslında küresel ağların sınır tanımadığı gerçeğini göz ardı ediyordu.

ABD'de dava dosyalarının kısım kısım kamuya açılması, uluslararası yankı yarattı. Özellikle uçuş kayıtları, irtibat listeleri ve tanıklık ifadeleri kamuoyunda tartışıldı. Belgelerin açıklanması sürecinde ABD Adalet Bakanlığı önemli rol oynadı.

Bu aşamada Türkiye'de ana akım medya sessiz kaldı. Dosya, sosyal medyada zaman zaman gündem olsa da kurumsal düzeyde sistematik bir araştırma başlatılmadı. Türkiye'deki sessizlik, iki ihtimali akla getiriyordu; gerçekten Türkiye bağlantısı yoktu ya da bağlantı olup olmadığı araştırılmaya değer görülmemişti. Her iki ihtimal de kamusal şeffaflık açısından sorunludur.

2025'in son çeyreğinde bazı medya kuruluşları ve dijital platformlarda, Epstein dosyasında Türkiye bağlantılı unsurlar bulunduğuna dair iddialar dolaşıma girdi. Özellikle uçuş kayıtları, bazı Türk isimleri ve "kayıp çocuk" başlıkları öne çıkarıldı. İddialar ilk etapta teyitsizdi. Fakat kamuoyunda yarattığı etki, resmî kurumların sessiz kalmasını zorlaştırdı.

2026 yılı başında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddiaların incelendiğine dair haberler yayımlandı. Bu adım, dosyanın Türkiye açısından ilk kurumsal karşılığı oldu. Savcılık soruşturma mı başlattı yoksa ön inceleme mi yaptı? Kamuoyuna yansıyan bilgiler, daha çok "inceleme" düzeyindeydi. Hukuken temkinli bir adımdır; fakat siyasal ve toplumsal beklenti açısından yetersiz bulunmuştur.

Dosyanın Türkiye ayağına dair iddialar Meclis gündemine taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, İçişleri Bakanı'na yazılı soru önergeleri sundu. Bu önergeler arasında özellikle Namık Tan tarafından verilen sorular dikkat çekti. "Türkiye bağlantısı var mı?" sorusundan ziyade Devletin bu iddia karşısındaki refleksi ve aldığı önlemleri dile getirdi. Önergede dikkat çeken; hangi kurumlar inceleme başlattı, ABD makamlarıyla yazışmalar yapıldı mı, uçuş ve giriş–çıkış kayıtları incelendi mi ve en kritik olarak, Türkiye'den çocuk kaçırıldığı iddiaları başlıklarıydı. Tan'ın soruları tartışmayı magazinel iddialardan çıkarıp, devletin kurumsal sorumluluğu ve şeffaflığı zeminine taşıyor. Önemli olan, cevabın niteliği; eğer bağlantı yoksa açık biçimde göstermek, varsa gereğini yapmak devletin görevidir.

Aynı şekilde Emek Partisi ve İYİ Parti milletvekilleri de konuyu gündeme taşıdı. Selcan Taşçı tarafından beş bakana yöneltilen sorular, iddiaların ciddiyetini artırdı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya yöneltilen soruların temel ekseni; Epstein bağlantılı uçuş kayıtları var mı? Türkiye'den çocuk kaçırıldığı iddiası araştırıldı mı? Dosyada adı geçen Türk vatandaşları hakkında işlem yapıldı mı? Bu soruların kamuoyuna açık ve ayrıntılı şekilde yanıtlanması beklendi.

Hukuk devletinde bilgi hiyerarşisi vardır: Resmî belge ile sosyal medya paylaşımı aynı epistemik değere sahip değildir.

Resmî Kaynaklar:

  • Savcılık ve Bakanlık açıklamaları; resmî açıklamalar, genellikle temkinli ve sınırlıydı. "İddialar incelenmektedir" ifadesi öne çıktı. Bu ifade hukuken makul; ancak toplumsal güven üretme kapasitesi sınırlıdır.
  • Devlet, yalnızca suçun varlığını değil; suçun yokluğunu da şeffaf biçimde göstermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinde, boşluğu komplo teorileri doldurur.

Parlamento Kaynaklı Bilgiler:

Soru önergeleri, demokratik denetim mekanizmasının bir parçasıdır. Türkiye pratiğinde bu önergelerin çoğu zaman cevapsız kaldığı ya da genel geçer yanıtlarla geçiştirildiği bilinmektedir. Bu dosya özelinde de parlamenter girişimler, kamuoyu baskısını artırmış; fakat henüz somut bir yargısal sonuç doğurmamıştır. Bu da akıllara; siyaset kurumu meseleyi gerçekten aydınlatmak mı istiyor yoksa karşı tarafı sıkıştırmak için mi kullanıyor?

Medya Kaynakları:

Bağımsız haber platformları arasında Bianet gibi mecralar, iddiaları haberleştirdi. Haberler çoğunlukla "iddia" düzeyinde kaldı. Ana akım medyanın büyük ölçüde sessiz kalması dikkat çekicidir. Medyanın suskunluğu iki anlama gelebilir; teyit edilemeyen bilgi yayınlanmak istenmemiştir ya da dosya politik olarak "riskli" görülmüştür. Her iki durumda da sonuç aynıdır; kamuoyu net bilgilere erişememektedir.

Sosyal medya ve dijital söylentiler:

En problemli alandır. Uçuş listeleri, çocuk kaçırma iddiaları, isim listeleri... bir kısmı manipüle edilmiş belgelerle dolaşıma sokulmuştur. Sosyal medya çağında bilgi, doğrulanmadan önce yayılır. Bu dosyada da benzer bir durum yaşanmıştır. Özellikle "Türk çocuklarının adaya götürüldüğü" iddiası, güçlü kanıt sunulmadan viral hâle gelmiştir. İddianın şiddeti arttıkça, kanıtın niteliği de artmak zorundadır.

Ceza Hukuku açısından bir ismin bir dosyada geçmesi, suçlu olduğu anlamına gelmez, ama bu durum araştırma yapılmayacağı anlamına da gelmez. Hukuk devleti iki uç arasında denge kurmalıdır; linç kültürü ve dokunulmazlık kültürü. Epstein dosyası, dünyada dokunulmazlık kültürünün nasıl işlediğini gösteren bir örnektir. Türkiye'nin bu kültürü yeniden üretmemesi gerekir.

Siyasal Şeffaflık açısından yalnızca suç ortaya çıktığında değil; iddia ortaya çıktığında da gereklidir. "Türkiye ile ilgisi yoktur" demek yeterli değildir. Nasıl yoktur? Hangi kayıtlar incelenmiştir? Hangi kurumlar devreye girmiştir? Bu sorulara cevap verilmediği sürece belirsizlik büyür.

Epstein dosyası Türkiye'de yalnızca ceza meselesi değil; aynı zamanda güven krizi de oluşturmuştur. Toplum, çocuk istismarı gibi ağır suçlarda devletin sıfır tolerans göstermesini bekler. Eğer devlet susarsa, toplum ya paranoyaya ya da kayıtsızlığa sürüklenir. Her ikisi de demokratik rejim için tehlikelidir.

Bu dosyada iki şey aynı anda mümkündür; Türkiye bağlantılı iddialar asılsız olabilir. Türkiye, bu iddiaları yeterince şeffaf biçimde araştırmamış olabilir. Birinci ihtimal doğruysa, bunu güçlü kanıtlarla göstermek gerekir. İkinci ihtimal doğruysa, bu durum daha büyük bir sorundur. Epstein dosyası, yalnızca bir suç ağının hikâyesi değildir, devletlerin kriz anlarında nasıl davrandığının da testidir. Türkiye bu testi henüz geçmiş değil; çünkü sınavın sorularını kamuoyuna açık biçimde çözmemiştir.

Çocuk istismarı ve insan ticareti iddiası söz konusuysa, hiçbir siyasi hesap, diplomatik hassasiyet, bürokratik konfor alanı araştırmanın önüne geçmemelidir. Gerçek yoksa, bunu ispat edin, gerçek varsa, gereğini yapın, ama susmayın. Suskunluk, suçtan daha ağır bir yük bırakır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 28. Dönem Milletvekili Aykut Kaya (İYİ Parti 2021-2024 Cumhuriyet Halk Partisi 2024-günümüz) Türkiye'de 6 Şubat 2023 depremleri sonrası "kaybolan çocuklar"la ilgili Meclis'e verilen ilk araştırma önergesini sundu. Kaya'nın; deprem sonrasında kaybolduğu belirtilen çocukların akıbetinin ve olası insan ticareti gibi iddiaların araştırılması amacıyla hazırladığı sunum dosyası, grup önergesi olarak İYİ Parti milletvekilleriyle birlikte imzalandı ve Meclis Genel Kurulu'na sunuldu. AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Önerge; deprem sonrası kaybolan çocukların nerede olduğu, bulunup bulunmadığı ve devletin bu konuda ne gibi çalışmalar yaptığı gibi soruların parlamentoda resmî şekilde tartışmasını amaçlıyordu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya Milletvekili Aykut Kaya, son günlerde kamuoyunda yeniden tartışılan Epstein skandalı ve kayıp Türk çocuklarına ilişkin iddialar üzerine, 05.02.2026'da TBMM Başkanlığı'na sunduğu araştırma önergesini hatırlattı. Kaya, açıklamalarında Mehmet Akif Ersoy'un dizelerine de atıfta bulunarak; (Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de Adl-i İlahi sorar Ömer'den onu.) Bir koyunun hesabını soran yüce Allah'ın, kaybolan çocukların da hesabını soracağını vurguladı.

(Amacım sansasyon üretmek değil; tam tersine, bilgi ile söylentiyi, resmî açıklama ile siyasal pozisyon alışı, gazetecilik ile dijital dedikoduyu ayırmak. Bu dosya etrafındaki belirsizlik, en az iddiaların kendisi kadar rahatsız edicidir.)



Ayşe Ayan


Epstein Dosyası: Türkiye'de Son Durum

ABD merkezli Epstein dosyası, uzun süre uzak bir skandal olarak görülen Türkiye bağlantılarıyla gündeme geldi.


Pedofili, insan ticareti ve elit ağ ilişkileri üzerinden küresel bir suç organizasyonuna dönüştüğü iddia edilen yapı, yalnızca ABD merkezli bir adli dosya değildir. Jeffrey Epstein adı etrafında şekillenen dava, yıllar içinde ceza soruşturmasının sınırlarını aşmış; devletler, istihbarat ağları, siyasal elitler ve sermaye çevreleri arasındaki görünmez temas noktalarını sorgulatan bir dosyaya dönüşmüştür.

Türkiye'de mesele, uzun süre "uzak bir skandal" olarak algılanmış; son dönemde ise yayımlanan belge ve iddialarla birlikte kamuoyunun dikkatine daha somut biçimde girmiştir.

Epstein'ın ilk mahkûmiyeti 2008 yılında gerçekleşti. Bu süreç, ceza adalet sisteminin zengin ve nüfuzlu aktörlere karşı nasıl esneyebildiğinin çarpıcı bir örneğiydi. 2019'da yeniden tutuklanması ve kısa süre sonra da cezaevinde ölümü, dosyayı kapatmadı; aksine daha da büyüttü. Bu dönem Türkiye açısından doğrudan bir gündem oluşturmadı. Dosya, daha çok ABD iç siyasetinin ve Batı medyasının konusu olarak görüldü. Bu "uzaktan izleme" hâli, aslında küresel ağların sınır tanımadığı gerçeğini göz ardı ediyordu.

ABD'de dava dosyalarının kısım kısım kamuya açılması, uluslararası yankı yarattı. Özellikle uçuş kayıtları, irtibat listeleri ve tanıklık ifadeleri kamuoyunda tartışıldı. Belgelerin açıklanması sürecinde ABD Adalet Bakanlığı önemli rol oynadı.

Bu aşamada Türkiye'de ana akım medya sessiz kaldı. Dosya, sosyal medyada zaman zaman gündem olsa da kurumsal düzeyde sistematik bir araştırma başlatılmadı. Türkiye'deki sessizlik, iki ihtimali akla getiriyordu; gerçekten Türkiye bağlantısı yoktu ya da bağlantı olup olmadığı araştırılmaya değer görülmemişti. Her iki ihtimal de kamusal şeffaflık açısından sorunludur.

2025'in son çeyreğinde bazı medya kuruluşları ve dijital platformlarda, Epstein dosyasında Türkiye bağlantılı unsurlar bulunduğuna dair iddialar dolaşıma girdi. Özellikle uçuş kayıtları, bazı Türk isimleri ve "kayıp çocuk" başlıkları öne çıkarıldı. İddialar ilk etapta teyitsizdi. Fakat kamuoyunda yarattığı etki, resmî kurumların sessiz kalmasını zorlaştırdı.

2026 yılı başında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddiaların incelendiğine dair haberler yayımlandı. Bu adım, dosyanın Türkiye açısından ilk kurumsal karşılığı oldu. Savcılık soruşturma mı başlattı yoksa ön inceleme mi yaptı? Kamuoyuna yansıyan bilgiler, daha çok "inceleme" düzeyindeydi. Hukuken temkinli bir adımdır; fakat siyasal ve toplumsal beklenti açısından yetersiz bulunmuştur.

Dosyanın Türkiye ayağına dair iddialar Meclis gündemine taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, İçişleri Bakanı'na yazılı soru önergeleri sundu. Bu önergeler arasında özellikle Namık Tan tarafından verilen sorular dikkat çekti. "Türkiye bağlantısı var mı?" sorusundan ziyade Devletin bu iddia karşısındaki refleksi ve aldığı önlemleri dile getirdi. Önergede dikkat çeken; hangi kurumlar inceleme başlattı, ABD makamlarıyla yazışmalar yapıldı mı, uçuş ve giriş–çıkış kayıtları incelendi mi ve en kritik olarak, Türkiye'den çocuk kaçırıldığı iddiaları başlıklarıydı. Tan'ın soruları tartışmayı magazinel iddialardan çıkarıp, devletin kurumsal sorumluluğu ve şeffaflığı zeminine taşıyor. Önemli olan, cevabın niteliği; eğer bağlantı yoksa açık biçimde göstermek, varsa gereğini yapmak devletin görevidir.

Aynı şekilde Emek Partisi ve İYİ Parti milletvekilleri de konuyu gündeme taşıdı. Selcan Taşçı tarafından beş bakana yöneltilen sorular, iddiaların ciddiyetini artırdı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya yöneltilen soruların temel ekseni; Epstein bağlantılı uçuş kayıtları var mı? Türkiye'den çocuk kaçırıldığı iddiası araştırıldı mı? Dosyada adı geçen Türk vatandaşları hakkında işlem yapıldı mı? Bu soruların kamuoyuna açık ve ayrıntılı şekilde yanıtlanması beklendi.

Hukuk devletinde bilgi hiyerarşisi vardır: Resmî belge ile sosyal medya paylaşımı aynı epistemik değere sahip değildir.

Resmî Kaynaklar:

  • Savcılık ve Bakanlık açıklamaları; resmî açıklamalar, genellikle temkinli ve sınırlıydı. "İddialar incelenmektedir" ifadesi öne çıktı. Bu ifade hukuken makul; ancak toplumsal güven üretme kapasitesi sınırlıdır.
  • Devlet, yalnızca suçun varlığını değil; suçun yokluğunu da şeffaf biçimde göstermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinde, boşluğu komplo teorileri doldurur.

Parlamento Kaynaklı Bilgiler:

Soru önergeleri, demokratik denetim mekanizmasının bir parçasıdır. Türkiye pratiğinde bu önergelerin çoğu zaman cevapsız kaldığı ya da genel geçer yanıtlarla geçiştirildiği bilinmektedir. Bu dosya özelinde de parlamenter girişimler, kamuoyu baskısını artırmış; fakat henüz somut bir yargısal sonuç doğurmamıştır. Bu da akıllara; siyaset kurumu meseleyi gerçekten aydınlatmak mı istiyor yoksa karşı tarafı sıkıştırmak için mi kullanıyor?

Medya Kaynakları:

Bağımsız haber platformları arasında Bianet gibi mecralar, iddiaları haberleştirdi. Haberler çoğunlukla "iddia" düzeyinde kaldı. Ana akım medyanın büyük ölçüde sessiz kalması dikkat çekicidir. Medyanın suskunluğu iki anlama gelebilir; teyit edilemeyen bilgi yayınlanmak istenmemiştir ya da dosya politik olarak "riskli" görülmüştür. Her iki durumda da sonuç aynıdır; kamuoyu net bilgilere erişememektedir.

Sosyal medya ve dijital söylentiler:

En problemli alandır. Uçuş listeleri, çocuk kaçırma iddiaları, isim listeleri... bir kısmı manipüle edilmiş belgelerle dolaşıma sokulmuştur. Sosyal medya çağında bilgi, doğrulanmadan önce yayılır. Bu dosyada da benzer bir durum yaşanmıştır. Özellikle "Türk çocuklarının adaya götürüldüğü" iddiası, güçlü kanıt sunulmadan viral hâle gelmiştir. İddianın şiddeti arttıkça, kanıtın niteliği de artmak zorundadır.

Ceza Hukuku açısından bir ismin bir dosyada geçmesi, suçlu olduğu anlamına gelmez, ama bu durum araştırma yapılmayacağı anlamına da gelmez. Hukuk devleti iki uç arasında denge kurmalıdır; linç kültürü ve dokunulmazlık kültürü. Epstein dosyası, dünyada dokunulmazlık kültürünün nasıl işlediğini gösteren bir örnektir. Türkiye'nin bu kültürü yeniden üretmemesi gerekir.

Siyasal Şeffaflık açısından yalnızca suç ortaya çıktığında değil; iddia ortaya çıktığında da gereklidir. "Türkiye ile ilgisi yoktur" demek yeterli değildir. Nasıl yoktur? Hangi kayıtlar incelenmiştir? Hangi kurumlar devreye girmiştir? Bu sorulara cevap verilmediği sürece belirsizlik büyür.

Epstein dosyası Türkiye'de yalnızca ceza meselesi değil; aynı zamanda güven krizi de oluşturmuştur. Toplum, çocuk istismarı gibi ağır suçlarda devletin sıfır tolerans göstermesini bekler. Eğer devlet susarsa, toplum ya paranoyaya ya da kayıtsızlığa sürüklenir. Her ikisi de demokratik rejim için tehlikelidir.

Bu dosyada iki şey aynı anda mümkündür; Türkiye bağlantılı iddialar asılsız olabilir. Türkiye, bu iddiaları yeterince şeffaf biçimde araştırmamış olabilir. Birinci ihtimal doğruysa, bunu güçlü kanıtlarla göstermek gerekir. İkinci ihtimal doğruysa, bu durum daha büyük bir sorundur. Epstein dosyası, yalnızca bir suç ağının hikâyesi değildir, devletlerin kriz anlarında nasıl davrandığının da testidir. Türkiye bu testi henüz geçmiş değil; çünkü sınavın sorularını kamuoyuna açık biçimde çözmemiştir.

Çocuk istismarı ve insan ticareti iddiası söz konusuysa, hiçbir siyasi hesap, diplomatik hassasiyet, bürokratik konfor alanı araştırmanın önüne geçmemelidir. Gerçek yoksa, bunu ispat edin, gerçek varsa, gereğini yapın, ama susmayın. Suskunluk, suçtan daha ağır bir yük bırakır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 28. Dönem Milletvekili Aykut Kaya (İYİ Parti 2021-2024 Cumhuriyet Halk Partisi 2024-günümüz) Türkiye'de 6 Şubat 2023 depremleri sonrası "kaybolan çocuklar"la ilgili Meclis'e verilen ilk araştırma önergesini sundu. Kaya'nın; deprem sonrasında kaybolduğu belirtilen çocukların akıbetinin ve olası insan ticareti gibi iddiaların araştırılması amacıyla hazırladığı sunum dosyası, grup önergesi olarak İYİ Parti milletvekilleriyle birlikte imzalandı ve Meclis Genel Kurulu'na sunuldu. AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Önerge; deprem sonrası kaybolan çocukların nerede olduğu, bulunup bulunmadığı ve devletin bu konuda ne gibi çalışmalar yaptığı gibi soruların parlamentoda resmî şekilde tartışmasını amaçlıyordu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya Milletvekili Aykut Kaya, son günlerde kamuoyunda yeniden tartışılan Epstein skandalı ve kayıp Türk çocuklarına ilişkin iddialar üzerine, 05.02.2026'da TBMM Başkanlığı'na sunduğu araştırma önergesini hatırlattı. Kaya, açıklamalarında Mehmet Akif Ersoy'un dizelerine de atıfta bulunarak; (Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de Adl-i İlahi sorar Ömer'den onu.) Bir koyunun hesabını soran yüce Allah'ın, kaybolan çocukların da hesabını soracağını vurguladı.

(Amacım sansasyon üretmek değil; tam tersine, bilgi ile söylentiyi, resmî açıklama ile siyasal pozisyon alışı, gazetecilik ile dijital dedikoduyu ayırmak. Bu dosya etrafındaki belirsizlik, en az iddiaların kendisi kadar rahatsız edicidir.)

  • BIST 100

    15996,47%1,17
  • DOLAR

    43,99% 0,09
  • EURO

    51,21% 0,02
  • GRAM ALTIN

    7306,75% 0,68
  • Ç. ALTIN

    11881,23% -0,70
  • Cuma 12 ° / 6.9 ° false
  • Cumartesi 9.1 ° / 5.6 ° Güneşli
  • Pazar 9.2 ° / 4.6 ° Güneşli

İstanbul

06.03.2026

  • İMSAK 06:00
  • GÜNEŞ 07:24
  • ÖĞLE 13:20
  • İKİNDİ 16:32
  • AKŞAM 19:07
  • YATSI 20:26