CİNSİYET DEĞİŞTİRME
Türkiye'de geniş bir kesimin "gençler özendiriliyor" kanaatine varmış olması, tek başına bir istatistik meselesi değildir; bu daha çok bir algı üretim sürecidir. Sosyolojik olarak baktığımızda, ortada yalnızca bireysel tercihler değil, bu tercihlerin nasıl çerçevelendiği ve nasıl anlatıldığı vardır.
Öncelikle görünürlük meselesi göz ardı edilemez. Son yıllarda dijital mecralar, sosyal medya ve popüler kültür üzerinden cinsiyet kimliği tartışmaları daha görünür hâle geldi. Daha önce konuşulmayan ya da bastırılan bir konunun kamusal alanda yer bulması, bazı kesimlerde "çoğalma" algısı yaratıyor. Oysa çoğu zaman artan şey olgunun kendisi değil, ifadesidir.
İkinci olarak mesele, Türkiye gibi aile merkezli ve geleneksel cinsiyet rollerinin güçlü olduğu bir toplumda, yalnızca bireysel bir karar olarak görülmüyor. Erkeklik ve kadınlık, kültürel kodlarla örülmüş durumda. Bu kodların sorgulanması, bazı kesimler tarafından toplumsal düzenin sarsılması şeklinde algılanabiliyor. Dolayısıyla kaygı, bireyden çok sembolik düzene yöneliktir.
Bir diğer önemli unsur medya ve siyasal söylemdir. Kimlik meseleleri son yıllarda ideolojik tartışmaların merkezine yerleşti. Konu çoğu zaman "kültürel tehdit", "batı etkisi" ya da "gençliğe müdahale" başlıklarıyla ele alınıyor. Bu dil, meseleyi psikososyal deneyim olmaktan çıkarıp kültürel bir mücadele alanına dönüştürüyor. Böyle bir çerçevede "özendirme" söylemi kaçınılmaz olarak güç kazanıyor.
Ayrıca ergenlik döneminin kırılganlığına dair ebeveyn kaygısı da küçümsenemez. Kimlik arayışının yoğun olduğu bir yaş grubunda verilen kararların kalıcılığı, aileler için endişe kaynağıdır. Bu endişe, çoğu zaman veri temelli analizden ziyade koruma refleksiyle beslenir.
Türkiye'de "özendirme" algısı, doğrudan bir kanıtın değil; görünürlük artışı, kültürel kodların sarsılması ve siyasal-medya dilinin birleşiminden doğan bir toplumsal psikolojinin ürünüdür. Meseleyi anlamak için yalnızca bireylere değil, bu algıyı üreten toplumsal bağlama bakmak gerekir.
İslam Ülkelerinde Cinsiyet Değiştirmenin Hukuki ve Fıkhî Evrimi
Cinsiyet değiştirme, İslam dünyasında klasik dönemde bugünkü anlamıyla tartışılmış bir konu değildir. Fıkıh literatürü esas olarak "hünsa" (interseks) vakaları üzerinde durmuş, biyolojik belirsizlik hâlinde hukuki statünün nasıl belirleneceğini ele almıştır. Modern anlamda cinsiyet disforisi, 20. yüzyılın ikinci yarısında psikiyatri ve cerrahinin gelişmesiyle birlikte gündeme gelmiştir.
1970'lerden itibaren mesele artık yalnızca bireysel tıbbi durum değil; hukuk, din, kimlik ve devlet otoritesi arasındaki sınırları test eden bir alan hâline gelmiştir.
1970'lerde Batı'da cinsiyet geçiş ameliyatları yaygınlaşırken, İslam ülkelerinde konu henüz sistematik bir tartışma başlığı değildi. Klasik fıkıh kaynaklarında yer alan "yaratılışı değiştirme" (tağyîr-i halk) yasağı, çoğu çağdaş yorumcu tarafından ihtiyatlı biçimde genişletilmiştir.
Bu dönemde İslam dünyasında ameliyatlar istisnai olup genellikle yurt dışında gerçekleştirilmiştir. Devlet politikası düzeyinde açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
1980'ler: İran Modeli ve Fetva Temelli Meşruiyet
1980'ler, İslam dünyasında bu konuda en belirgin kırılma noktasıdır. Ruhullah Humeyni tarafından verilen fetva, cinsiyet disforisi yaşayan bireylerin ameliyat olmasını dinen caiz kabul etmiştir. Bu fetva iki önemli sonuç doğurmuştur: Cinsiyet geçiş ameliyatı ilk kez teokratik sistem içinde açık biçimde meşrulaştırılmıştır.
Devlet, belirli koşullarda ameliyat sürecine destek vermiştir. Ancak bu model paradoksaldır: İran'da eşcinsellik ağır şekilde cezalandırılmaya devam ederken, cinsiyet geçiş ameliyatı hukuken tanınmıştır. Bu durum, bazı akademik çalışmalarda "normatif heteroseksüel düzenin yeniden üretimi" olarak yorumlanmıştır.
1990'lar ve 2000'ler: Laik Hukuk Sistemlerinde Düzenleme – Türkiye
Türkiye'de mesele dinî fetva üzerinden değil, medeni hukuk çerçevesinde düzenlenmiştir. 1988'de yapılan değişiklikle hukuki kapı aralanmış; 2002 tarihli Medeni Kanun'un 40. maddesi süreci mahkeme izni ve sağlık kurulu raporuna bağlamıştır.
Bu modelde belirleyici olan unsur şudur: Devlet, süreci bireysel beyana değil; yargı denetimi ve tıbbi rapor sistemine dayandırmaktadır.
Bu yaklaşım, İslam dünyasında "seküler düzenleme modeli" olarak ayrışmaktadır.
Körfez ve Geleneksel Yaklaşım
Suudi Arabistan: Şeriat temelli hukuk sistemine sahip ülkelerde genel yaklaşım, interseks durumlar dışında cinsiyet değişimini yasak kabul etmektedir. "Fıtrat" ve "yaratılışın korunması" ilkesi temel referanstır.
Mısır: El-Ezher Üniversitesi çizgisindeki dinî yorumlar temkinli ve çoğunlukla karşıdır. Bununla birlikte bireysel davalar üzerinden sınırlı hukuki tartışmalar yaşanmıştır.
Bu ülkelerde dinî otorite ile devlet hukuku arasındaki mesafe dar olduğundan, reform alanı da sınırlı kalmıştır.
2010 Sonrası: Kimlik ve İnsan Hakları Söylemi – Pakistan
2018 tarihli Transgender Persons (Protection of Rights) Act, kimlik tanınması açısından önemli bir adımdır. Ancak yasa, dinî çevrelerin itirazlarıyla tartışmalı hâle gelmiştir.
Bu dönemde tartışmanın ekseni, ameliyattan ziyade kimlik tanınmasına kaymıştır. Sosyal medya görünürlüğü ve küresel insan hakları söylemi, yerel hukuk düzenlerini baskı altına almıştır.
1970'lerden bugüne üç temel model ortaya çıkmıştır:
- Fetva temelli meşruiyet modeli (İran)
- Laik hukuk temelli düzenleme modeli (Türkiye)
- Yasaklayıcı-geleneksel model (Suudi Arabistan örneği)
Bu farklılaşma doğrudan Kur'an veya hadis yorumundan ziyade, siyasal rejim tipleri ve devletin laiklik derecesiyle ilişkilidir. Dolayısıyla mesele yalnızca dinî bir tartışma değildir; modern ulus-devletin beden üzerindeki tasarruf yetkisiyle ilgilidir.
İslam ülkelerinde cinsiyet değiştirme meselesi, 1970'lerden itibaren tıbbî bir istisna konusundan fıkhî yorum farklılıklarına, oradan da hukuk ve insan hakları merkezli politik tartışmalara evrilmiştir. Bugün gelinen noktada en çok gündem oluşturan soru şudur: Devlet, bireyin bedenine ilişkin kararlarında hangi sınırlar içinde kalmalıdır?
Soru, yalnızca İslam dünyasının değil, modernitenin tamamının cevabını aradığı bir sorudur.
Bu konuda dünya ülkelerinin genel iddiaları şudur: İslam ülkelerindeki uygulamalar, doğrudan dinî metinlerden ziyade siyasal rejim yapıları ve modern hukuk düzenleri tarafından belirlenmektedir.
Cinsiyet değiştirme ameliyatları (uluslararası literatürde gender-affirming surgery / gender reassignment surgery), trans bireylerin doğuştan atanan biyolojik cinsiyetlerinden farklı hissettikleri cinsiyet kimliklerine daha uyumlu fiziksel bedene kavuşmak için tıbbi süreçleri içerir.
Süreç, hormon tedavisi ve cerrahi müdahaleleri kapsar. Dünyanın pek çok ülkesinde bu ameliyatlara talep, son yıllarda artış göstermiştir.
Ülkemizde artış eğilimleri genellikle akademik çalışmalar, haberler ve hukuki talepler üzerinden değerlendirilmektedir.
Artışa dair yıllık olarak devlet kurumları tarafından resmî olarak yayımlanan net istatistiksel veriler bulunmamaktadır. Özellikle Sağlık Bakanlığı veya TÜİK tarafından "bu yıl X kişi ameliyat oldu" şeklinde ayrıntılı raporlar yayımlanmamaktadır. Bazı basın kaynakları ve talep verileri üzerinden dolaylı bilgiler elde edilmektedir. Medya haberlerinde "cinsiyet değiştirme ameliyatı 30 kat arttı" gibi ifadeler yer almış; bu artışın özellikle genç kuşaklarda daha fazla başvuru yapıldığı şeklinde yorumlanmıştır. Bu rakam doğrudan resmî veriye dayanmamaktadır.
2013 yılına ilişkin tahmini verilere göre, o yıl Türkiye'de yaklaşık 800 kişi cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirmiştir. Daha güncel yıllarda bu rakamın 1000 civarına çıktığı tahmin edilmektedir.
2025'te Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Türkiye'deki tıp fakültelerine son 10 yılda cinsiyet değiştirme başvurusu reddedilen, kabul edilen ve ameliyat olanların sayısını sormuştur. Bu durum, artan başvuru talebini resmî kurumların bile ölçüm altına alma ihtiyacını göstermektedir.
Bu noktada şunu vurgulamak gerekir: Türkiye'de artış oranını yüzde olarak hesaplamak için standartlaştırılmış yıllık kayıtlar kamuoyuyla paylaşılmamaktadır. Bu nedenle yukarıdaki bilgiler, dolaylı kanıtlar ve tahmin temelli verilerdir.
Cinsiyet değiştirme süreci yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki bir süreçtir ve çeşitli şartlara bağlanmıştır. Bu şartların belirlenmesinde temel mevzuat 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 40. maddesidir.
TMK m.40 uyarınca:
- Kişi 18 yaşını doldurmuş olmalıdır.
- Evli olmaması gerekir (evlilik hâlinde süreç daha karmaşıklaşır).
- Transseksüel yapıda olduğunu belgelemek için resmî sağlık kurulu raporu almak zorunludur.
- Mahkeme, bu raporun sunulmasının ardından izin verir.
- İzin sonrası ameliyat gerçekleştirilir ve ameliyatın yapıldığına dair ikinci bir sağlık kurulu raporuyla mahkemece kimlik değişikliği gerçekleştirilir.
Bu süreç, ameliyatı sadece tıbbi tedavi olarak değil, hukuki bir karar olarak düzenler. Süreç genellikle uzun ve ayrıntılıdır; psikiyatrik değerlendirme, hormon raporları, sağlık kurulu raporları gibi bir dizi adım içerir. Bazı hukuk ve trans hakları savunucuları, sürecin karmaşıklığı ve erişim güçlükleri nedeniyle reform çağrısı yapmaktadır.
Trans hakları savunucuları ve insan hakları kurumları, süreçte karşılaşılan engeller konusunda şu noktalara dikkat çeker:
- Eğitim ve araştırma hastanelerindeki psikiyatri ve endokrinoloji raporlarıyla ulaşılabilen raporlar, karmaşık ve uzun süreçlere sebep olur.
Bazı reform tasarıları ve geçmişte önerilen düzenlemeler, yaş sınırını 18'den yükseltme veya süreçleri zorlaştırma eğiliminde olmuştur.
Sağlık Bakanlığı'nın rapor verme süreçlerini yeniden yapılandırma adımları tartışma konusu olmuştur; bu durumun kolaylaştırıcı değil, düzenleme ve denetim amacı güttüğü açıklanmıştır.
Eleştiriler, sadece sürecin uzunluğu değil; aynı zamanda trans bireylerin ulusal sağlık sistemine erişim zorlukları üzerine odaklanır.
Türkiye'deki istatistikler sınırlı olsa da uluslararası veriler artışı açıkça göstermektedir.
Küresel Artış Eğilimleri
Global piyasa analizlerine göre cinsiyet değiştirme ameliyatlarının toplam sayısı son yıllarda artmıştır. 2020'den 2023'e kadar dünya genelinde ameliyat sayısının yaklaşık 52.000'den 70.000'e çıktığı tahmin edilmektedir.
Bu artışın temel itici güçleri arasında tıbbi teknolojide gelişmeler, farkındalık artışı, sigorta kapsamının genişlemesi ve toplumsal kabulün görece artışı gibi noktalar yer alır.
Gelişmiş ülkelerin bazılarında, özellikle ABD ve Avrupa'da gender-affirming care kapsamında hormon tedavisi ve cerrahi taleplerinde belirgin bir artış görüldüğü akademik çalışmalarla raporlanmıştır. Örneğin ABD'de 2015–2020 arasında yaklaşık dört kattan fazla artış yaşanmıştır.
(Bu çalışma, Türkiye bağlamıyla birebir ilişkilendirilmemekle birlikte uluslararası trend hakkında fikir verir.)
Almanya'da 2006–2022 döneminde toplu sağlık verilerine göre on binlerce genital uyum ameliyatı gerçekleştirilmiştir; bu durum uzun dönemli artış eğilimini gösterir.
Global raporların bazılarında ameliyat pazarının 2030'a kadar büyümeye devam edeceği ve 2032'de piyasada yaklaşık 8,96 milyar USD değerinde bir sektör büyüklüğü oluşacağı tahmin edilmektedir.
Uluslararası raporlarda yaklaşık 60 ülkede cinsiyet kimliğinin yasal tanınması ve 70 ülkede operasyona sigorta kapsamında erişim sağlandığı bildirilmiştir; bu durum dünyanın pek çok yerinde erişim şartlarının farklılaştığını gösterir.
Dünya genelinde trans bireylere yönelik tıbbi bakım ve cerrahi hizmet talebi artış eğilimindedir.



