2025: Çoklu Krizler Arasında Türkiye’nin Direnç Sınavı

2025 yılı, afetler, ekonomik baskılar ve jeopolitik dönüşümlerin iç içe geçtiği; Türkiye’nin yeniden yapılanma, savunma stratejisi ve kurumsal dayanıklılığının eş zamanlı olarak sınandığı bir eşik yıl oldu

Ayşe Ayan

29.12.2025 12:58:00

Tarih: 29.12.2025 12:58 Güncelleme: 29.12.2025 12:58

2025 Türkiye açısından çoklu krizler, yeni yapılanma süreçleri ve jeopolitik yeniden konumlanmaların iç içe geçtiği; 2023 depremlerinin yarattığı etkilerin hâlâ sürdüğü, Marmara ve Ege Bölgelerinde yaşanan yeni depremler, yangınlar, doğal afetlerden kaynaklı, ekonomik baskıları her kesimin hissettiği bir yıl oldu.

Türkiye’nin savunma stratejisinde, özellikle F-35 programı ve yerli savunma sanayinin, dış politik yönelimlerini yeniden tanımlayan gelişmeler yaşanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmaların toplumsal, ekonomik ve siyasal dönüşümlerdeki etkileri; afet sonrası yeniden yapılanma, üretim temelli büyüme dinamikleri, savunma-strateji ilişkisi ve kurumsal yapıları vb. durumlar güncel tartışmaların odağıydı.

2025 yılı Ülkemiz açısından tek boyutlu siyasi veya ekonomik takvim olmaktan ziyade, eşzamanlı krizlerin ve yeniden yapılanma çabalarının belirlediği bir dönemdir. Afet sonrası iyileşme, uluslararası finans akışları, iklim kaynaklı riskler, savunma sanayinin yeniden konumlanması ve demokratik kurumlara yönelik tartışmalar, yılı belirleyen temel yapısal eksenlerdir.

Dünya Bankası 2025 yılı içerisinde Türkiye’ye sağladığı ek 1 milyar dolarlık finansmanla, deprem bölgesindeki küçük ve orta ölçekli işletmelerin canlandırılması ve sosyal-ekonomik toparlanmayı amaç edinmiştir. 2023 sonrası afet bölgesine aktarılan toplam uluslararası kaynak, 4 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır. Harcanan bu mali destek, afet sonrası toparlanmanın ölçeğini göstermenin yanı sıra, Türkiye’nin kamu maliyesi üzerinde ciddi bir baskı yarattığına dair uluslararası ekonomik değerlendirmeleri de doğrulamaktadır.

23 Nisan 2025’te meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki İstanbul depremi, Marmara bölgesinin taşıdığı sismik riskleri tekrar görünür hâle getirmiştir. Deprem sonrası ulaşılan verilere göre yüzbinlerce yapının risk değerlendirmesi aciliyet kazanmış, bu durum kentsel dönüşüm ve afet yönetim politikalarının yeniden ele alınmasına yol açmıştır. Balıkesir’de ardışık gerçekleşen 6.1 ve 6.0 büyüklüğündeki depremler sonrasında Ülkemizin her alanda, olağandışı gerçekleşen olaylara hazırlıklı olup olmadığı, zaman zaman tartışmaların ana konusu olmuştur.

Özellikle Ege Bölgesindeki geniş çaplı yangınlar, iklim değişikliği kaynaklı risklerin afet yönetim politikalarında, merkezi problem alanı hâline geldiğini göstermiştir.

Akademik çalışmalar afetlerin, ekonomik ve sosyal etkilerinin yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı olmadığını, özellikle gıda güvenliği, beslenme kalitesi, tarımsal üretim ve fiyat istikrarı üzerinde belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu bulgular afetleri sadece kısa vadeli olağanüstü hâl olarak değil, uzun vadeli sosyal politika gerektiren yapısal bir mesele olarak konumlandırmaktadır.

Türkiye ekonomisine ilişkin literatürde öne çıkan bulgulardan biri, imalat sanayinin büyüme üzerindeki taşıyıcı rolüdür. 1995–2023 dönemini inceleyen çalışmalar, sanayi üretiminin ekonomik büyümedeki katkı payının, diğer sektörlere kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla bu sonuçlar, üretim temelli kalkınma söyleminin dayandığı yapısal temeli güçlendirmektedir. Türkiye’nin ekonomik şoklara karşı dayanıklılık geliştirmesi, yerli üretim kapasitesini artırması ve ihracattaki çeşitliliği koruması bu bağlamda kritik görülmektedir.

Yeniden yapılanma harcamaları, 2025’te mali dengeyi zorlayan en önemli faktörlerden biri olmuştur. Yüksek enflasyon, artan kamu borcu ve afet bölgesine yönelik mali paketler, ekonomi politikalarını sıkılaştırma ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Buna rağmen, üretim ve ihracat odaklı sektörlerdeki kapasite artışları, ekonominin toparlanması açısından az da olsa olumlu gelişmelerdir.

Türkiye’nin ABD ile F-35 programına yeniden dahil olma konusunda yürüttüğü diplomatik görüşmeler, savunma politikası açısından önemli bir dönüm noktasıdır. 2020’de S-400 alımı nedeniyle askıya alınan program, 2025’te yeni ABD yönetimiyle yeniden müzakere edilmeye başlanmıştır.

Bu gelişme, Türkiye’nin NATO içinde yeniden güçlenme isteğini gösterdiği gibi, savunma teknolojilerine erişim açısında stratejik, yeniden yönelim anlamına gelmektedir.

Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı KAAN’ın (Bu yeni nesil savaş uçaklarının en önemli farkı, hassas sensörler ve ağ bağlantılı silah sistemleriyle donatılmış olmalarıdır. KAAN mı daha iyi F-35 mi? TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu'na göre; KAAN, F-35'ten daha iyi özelliklere sahiptir.) geliştirilmesi, savunma sektöründe tamamen dışa bağımlılık yerine karma bir model benimseme stratejisinin göstergesidir. 2025’te F-35 programı ve Eurofighter Typhoon olasılığı gündemdeyken, yerli projelere verilen önem, savunma politikalarının çok yönlü bir modernizasyon sürecine işaret etmektedir.

2025 Ülkemiz için, ekonomik ve jeopolitik gündemin yoğunluğuna rağmen, demokratik kurumların işleyişine yönelik tartışmaların da yoğun olduğu bir yıldı.

Literatürde yer alan çalışmalar, son yıllarda yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve demokratik gerileme konularının Türkiye örneğinde belirginleştiğini göstermektedir.

Araştırmalar, ekonomik ve jeopolitik hamlelerin sürdürülebilirliği açısından, kurumsal güven oluşumunun kritik olduğunu; hukuki öngörülebilirlik olmadan finansal ve siyasi istikrarın sınırlı kalacağını vurgulamaktadır.

2025 yılı Ülkemizin direnç potansiyelini açığa çıkaran, kesişim yılı olarak değerlendirilebilir. Depremler, ekonomik baskılar, iklim kaynaklı afetler ve jeopolitik dönüşümler, çoklu risk alanlarını yeniden belirlemiştir. Bununla birlikte: Afet yönetimi ve yeniden yapılanma, üretim temelli kalkınma, savunma modernizasyonu, kurumsal güvenin güçlendirilmesi gibi alanlarda alınacak kararlar, Ülkemizin orta-uzun vadeli istikrarını şekillendirecek temel eksenlerdir.

2025 deneyimi, çok boyutlu bir dönüşümdü. Afet kaynaklı sorunlar, ekonomik yeniden yapılanma ihtiyacı ve savunma/jeopolitik tercihler arasındaki denge, ülkenin politika kapasitesini ve toplumsal dayanıklılığını sınamıştır. İçsel ve dışsal baskılarla karşılaştığımız, ancak aynı zamanda yeni politika fırsatlarının da belirdiği eşik yılı diyebiliriz.

Bizler için 2026 ve sonrasında başarı ölçütü; çoklu risk ortamını sürdürülebilir kalkınma, sağlam kurumsal yapı ve rasyonel dış politika ekseninde yönetilebilme kapasitesi olacaktır.

 



Ayşe Ayan


2025: Çoklu Krizler Arasında Türkiye’nin Direnç Sınavı

2025 yılı, afetler, ekonomik baskılar ve jeopolitik dönüşümlerin iç içe geçtiği; Türkiye’nin yeniden yapılanma, savunma stratejisi ve kurumsal dayanıklılığının eş zamanlı olarak sınandığı bir eşik yıl oldu


2025 Türkiye açısından çoklu krizler, yeni yapılanma süreçleri ve jeopolitik yeniden konumlanmaların iç içe geçtiği; 2023 depremlerinin yarattığı etkilerin hâlâ sürdüğü, Marmara ve Ege Bölgelerinde yaşanan yeni depremler, yangınlar, doğal afetlerden kaynaklı, ekonomik baskıları her kesimin hissettiği bir yıl oldu.

Türkiye’nin savunma stratejisinde, özellikle F-35 programı ve yerli savunma sanayinin, dış politik yönelimlerini yeniden tanımlayan gelişmeler yaşanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmaların toplumsal, ekonomik ve siyasal dönüşümlerdeki etkileri; afet sonrası yeniden yapılanma, üretim temelli büyüme dinamikleri, savunma-strateji ilişkisi ve kurumsal yapıları vb. durumlar güncel tartışmaların odağıydı.

2025 yılı Ülkemiz açısından tek boyutlu siyasi veya ekonomik takvim olmaktan ziyade, eşzamanlı krizlerin ve yeniden yapılanma çabalarının belirlediği bir dönemdir. Afet sonrası iyileşme, uluslararası finans akışları, iklim kaynaklı riskler, savunma sanayinin yeniden konumlanması ve demokratik kurumlara yönelik tartışmalar, yılı belirleyen temel yapısal eksenlerdir.

Dünya Bankası 2025 yılı içerisinde Türkiye’ye sağladığı ek 1 milyar dolarlık finansmanla, deprem bölgesindeki küçük ve orta ölçekli işletmelerin canlandırılması ve sosyal-ekonomik toparlanmayı amaç edinmiştir. 2023 sonrası afet bölgesine aktarılan toplam uluslararası kaynak, 4 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır. Harcanan bu mali destek, afet sonrası toparlanmanın ölçeğini göstermenin yanı sıra, Türkiye’nin kamu maliyesi üzerinde ciddi bir baskı yarattığına dair uluslararası ekonomik değerlendirmeleri de doğrulamaktadır.

23 Nisan 2025’te meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki İstanbul depremi, Marmara bölgesinin taşıdığı sismik riskleri tekrar görünür hâle getirmiştir. Deprem sonrası ulaşılan verilere göre yüzbinlerce yapının risk değerlendirmesi aciliyet kazanmış, bu durum kentsel dönüşüm ve afet yönetim politikalarının yeniden ele alınmasına yol açmıştır. Balıkesir’de ardışık gerçekleşen 6.1 ve 6.0 büyüklüğündeki depremler sonrasında Ülkemizin her alanda, olağandışı gerçekleşen olaylara hazırlıklı olup olmadığı, zaman zaman tartışmaların ana konusu olmuştur.

Özellikle Ege Bölgesindeki geniş çaplı yangınlar, iklim değişikliği kaynaklı risklerin afet yönetim politikalarında, merkezi problem alanı hâline geldiğini göstermiştir.

Akademik çalışmalar afetlerin, ekonomik ve sosyal etkilerinin yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı olmadığını, özellikle gıda güvenliği, beslenme kalitesi, tarımsal üretim ve fiyat istikrarı üzerinde belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu bulgular afetleri sadece kısa vadeli olağanüstü hâl olarak değil, uzun vadeli sosyal politika gerektiren yapısal bir mesele olarak konumlandırmaktadır.

Türkiye ekonomisine ilişkin literatürde öne çıkan bulgulardan biri, imalat sanayinin büyüme üzerindeki taşıyıcı rolüdür. 1995–2023 dönemini inceleyen çalışmalar, sanayi üretiminin ekonomik büyümedeki katkı payının, diğer sektörlere kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla bu sonuçlar, üretim temelli kalkınma söyleminin dayandığı yapısal temeli güçlendirmektedir. Türkiye’nin ekonomik şoklara karşı dayanıklılık geliştirmesi, yerli üretim kapasitesini artırması ve ihracattaki çeşitliliği koruması bu bağlamda kritik görülmektedir.

Yeniden yapılanma harcamaları, 2025’te mali dengeyi zorlayan en önemli faktörlerden biri olmuştur. Yüksek enflasyon, artan kamu borcu ve afet bölgesine yönelik mali paketler, ekonomi politikalarını sıkılaştırma ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Buna rağmen, üretim ve ihracat odaklı sektörlerdeki kapasite artışları, ekonominin toparlanması açısından az da olsa olumlu gelişmelerdir.

Türkiye’nin ABD ile F-35 programına yeniden dahil olma konusunda yürüttüğü diplomatik görüşmeler, savunma politikası açısından önemli bir dönüm noktasıdır. 2020’de S-400 alımı nedeniyle askıya alınan program, 2025’te yeni ABD yönetimiyle yeniden müzakere edilmeye başlanmıştır.

Bu gelişme, Türkiye’nin NATO içinde yeniden güçlenme isteğini gösterdiği gibi, savunma teknolojilerine erişim açısında stratejik, yeniden yönelim anlamına gelmektedir.

Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı KAAN’ın (Bu yeni nesil savaş uçaklarının en önemli farkı, hassas sensörler ve ağ bağlantılı silah sistemleriyle donatılmış olmalarıdır. KAAN mı daha iyi F-35 mi? TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu'na göre; KAAN, F-35'ten daha iyi özelliklere sahiptir.) geliştirilmesi, savunma sektöründe tamamen dışa bağımlılık yerine karma bir model benimseme stratejisinin göstergesidir. 2025’te F-35 programı ve Eurofighter Typhoon olasılığı gündemdeyken, yerli projelere verilen önem, savunma politikalarının çok yönlü bir modernizasyon sürecine işaret etmektedir.

2025 Ülkemiz için, ekonomik ve jeopolitik gündemin yoğunluğuna rağmen, demokratik kurumların işleyişine yönelik tartışmaların da yoğun olduğu bir yıldı.

Literatürde yer alan çalışmalar, son yıllarda yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve demokratik gerileme konularının Türkiye örneğinde belirginleştiğini göstermektedir.

Araştırmalar, ekonomik ve jeopolitik hamlelerin sürdürülebilirliği açısından, kurumsal güven oluşumunun kritik olduğunu; hukuki öngörülebilirlik olmadan finansal ve siyasi istikrarın sınırlı kalacağını vurgulamaktadır.

2025 yılı Ülkemizin direnç potansiyelini açığa çıkaran, kesişim yılı olarak değerlendirilebilir. Depremler, ekonomik baskılar, iklim kaynaklı afetler ve jeopolitik dönüşümler, çoklu risk alanlarını yeniden belirlemiştir. Bununla birlikte: Afet yönetimi ve yeniden yapılanma, üretim temelli kalkınma, savunma modernizasyonu, kurumsal güvenin güçlendirilmesi gibi alanlarda alınacak kararlar, Ülkemizin orta-uzun vadeli istikrarını şekillendirecek temel eksenlerdir.

2025 deneyimi, çok boyutlu bir dönüşümdü. Afet kaynaklı sorunlar, ekonomik yeniden yapılanma ihtiyacı ve savunma/jeopolitik tercihler arasındaki denge, ülkenin politika kapasitesini ve toplumsal dayanıklılığını sınamıştır. İçsel ve dışsal baskılarla karşılaştığımız, ancak aynı zamanda yeni politika fırsatlarının da belirdiği eşik yılı diyebiliriz.

Bizler için 2026 ve sonrasında başarı ölçütü; çoklu risk ortamını sürdürülebilir kalkınma, sağlam kurumsal yapı ve rasyonel dış politika ekseninde yönetilebilme kapasitesi olacaktır.

 

  • BIST 100

    15068,58%1,03
  • DOLAR

    43,13% 0,02
  • EURO

    50,43% 0,43
  • GRAM ALTIN

    6357,38% 1,71
  • Ç. ALTIN

    10168,66% 0,00
  • Salı 3.8 ° / 2.1 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
  • Çarşamba 7.8 ° / 3.7 ° false
  • Perşembe 9.5 ° / 5.9 ° Güneşli

İstanbul

13.01.2026

  • İMSAK 06:50
  • GÜNEŞ 08:21
  • ÖĞLE 13:18
  • İKİNDİ 15:43
  • AKŞAM 18:04
  • YATSI 19:30