Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yönelik son açıklamaları, Ankara’nın Suriye sahasına bakışında yeni bir eşik olarak değerlendiriliyor. Fidan’ın “terör ve ayrılıkçılıkla vedalaşılmalı” vurgusu, sadece diplomatik bir mesaj değil, aynı zamanda sahadaki aktörlere yönelik stratejik bir uyarı niteliği taşıyor.
Bakan Fidan’ın kullandığı dil, önceki dönem açıklamalara kıyasla daha doğrudan ve keskin bir çerçeve sunuyor. Ankara, SDG’nin mevcut konumunun sürdürülebilir olmadığını ve bu yapının ya Suriye’nin siyasi bütünlüğü içinde yer alması ya da giderek artan bir baskı ile karşı karşıya kalacağını açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin Suriye politikasında “bekle-gör” döneminin sona erdiğine işaret ediyor. Terörle mücadele ve sınır güvenliği başlıkları artık yalnızca askeri değil, siyasi ve diplomatik alanlarda da daha sert bir zemine taşınmış durumda.
Analistlere göre SDG açısından önümüzdeki süreç kritik. Silahlı yapıların korunması ve fiili özerklik arayışlarının sürdürülmesi, bölgesel dengeler açısından ciddi riskler barındırıyor. Türkiye’nin açık mesajı, bu çizginin hem uluslararası meşruiyet üretmediği hem de sahada kalıcı bir güvenlik sağlamadığı yönünde.
Ankara, SDG’nin terörle arasına kesin mesafe koymasını ve ayrılıkçı hedeflerden vazgeçmesini, Suriye’de siyasi çözümün ön koşulu olarak görüyor. Bu şartlar sağlanmadığı sürece, askeri ve diplomatik baskı araçlarının devrede kalacağı değerlendiriliyor.
Fidan’ın açıklamaları, yalnızca SDG’ye değil, Suriye sahasında etkili olan diğer uluslararası aktörlere de dolaylı mesajlar içeriyor. Türkiye, Suriye’nin parçalanmasına yol açacak hiçbir senaryoya rıza göstermeyeceğini ve bu konuda pozisyonunu netleştirdiğini ortaya koyuyor.
Özellikle son dönemde artan temaslar ve diplomatik görüşmeler, Ankara’nın sahadaki askeri gücünü siyasi sonuçlara dönüştürme arayışında olduğunu gösteriyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde Suriye dosyasında yeni pazarlık başlıklarının gündeme gelmesine neden olabilir.
Türkiye’nin temel hedefi, sınır hattında kalıcı güvenliğin sağlanması ve Suriye’de merkezi yapının korunması. Terör örgütlerinin alan kazanmasının engellenmesi, Ankara açısından vazgeçilmez bir güvenlik önceliği olarak öne çıkıyor.
Bu çerçevede yapılan açıklamalar, bir niyet beyanından öte, sahaya ve diplomasi masasına aynı anda verilen güçlü bir mesaj olarak yorumlanıyor. Türkiye, süreci zamana yaymak yerine sonuç almaya odaklanan bir politika izlediğini net şekilde ortaya koyuyor.
Hakan Fidan’ın SDG çıkışı, Suriye’de yeni bir denklemin şekillenmekte olduğuna işaret ediyor. Önümüzdeki süreçte SDG’nin atacağı adımlar, sadece kendi geleceğini değil, Suriye krizinin genel seyrini de doğrudan etkileyecek.
Ankara ise bu süreçte tutumunu gizlemiyor: Terör ve ayrılıkçılıkla arasına net çizgi çekmeyen hiçbir yapı, bölgesel denklemde kalıcı bir aktör olarak görülmeyecek.
Haber Merkezi