Geçmişin Muhasebesi ve Cesaretin İlk Adımı
Dip boyalarım, vururken yüzüme vaktimi… Ben hâlâ gazoz kapağında hayaller biriktirirken, en kral adamlar, en kral kadınlar biz oluverirdik. Eski bir zamanda çocuktum ben de…
Bu şiir, iki yıl önce doğum günüme birkaç gün kala aynada yüzümü incelerken birden aklıma gelivermiş ve karalamıştım. Esasen uzun bir şiirdir ve özetle geçmişimin bir muhasebesidir. O gün aynada kendimi izlerken, yüzümde beliren çizgilerle birlikte zihnimde de bir yolculuk başladı. Kendi içime, geçmişime ve hayallerime doğru bir yolculuk…
Fark ettim ki insan kırklı yaşlarına geldiğinde, sürekli maziye bir yolculuk yapma telaşına kapılıyor. Geçmişi, yaşanılanları, yaşanmayanları, güzel günleri ve en çok da canımızı yakan anıları bir bir önümüze sofra gibi seriyoruz. Bazen içimizi huzur kaplıyor, bazen de pişmanlıkların gölgesi üzerimize çöküyor. Eğer bu sofradan bir şeyler öğrenerek kalkamazsak, maalesef bizi bir kara delik gibi içine çekip hapsediyor.
Bir zamanlar o kara delikte savruldum ben de. Kaybolmuşluk hissi, kırgınlıklar, keşkeler… Ama sonra düşündüm: Beni üzen olaylar ve insanlar bana ne anlattı? Ben ne anladım? Yıllarca sırtımda taşıdığım yükler bana ne öğretti? İşte bu soruların cevaplarını ararken fark ettim ki geçmişime sıkı sıkıya bağlı kalmak, beni yalnızca yerimde saymaya mahkûm ediyordu. İyi ki de böyle yapmışım, çünkü bu düşünceler beni bir safradan, sırtımda yıllarca taşıdığım bir kamburdan kurtulmaya yöneltti.
Nispeten başarılı da oldum. Nispeten diyorum çünkü hâlâ içimden atmam gereken olaylar, insanlar ve hiç yapamadıklarım vardı. Hayallerim… Bir köşeye kaldırıp üzerini örttüğüm, kimi zaman cesaretimi toplayıp yakınına gittiğim ama yine de tam anlamıyla ulaşamadığım hayallerim… Gördüm ki ne çok istediğim, çok da ulaşılmaz olmayan hayallerimin ve isteklerimin önünde bir takım engeller vardı. Bir de hep “sonra” denilen, ama sonrası hiç gelmeyen bentler…
Düşününce, aslında bu engelleri hep ben koymuşum kendimle hayallerim arasına. Kendime “Yapamazsın”, “Zamanı değil”, “Ya başarısız olursan?” demişim. Korkularım, cesaretsizliğim ve ertelemelerim, hayallerime ulaşmamı engelleyen en büyük bariyer olmuş.
Neden? İşte asıl mesele burada: Cesaret…
Bende hiç olmayan cesaret… Korkmuşum, başarısız olmaktan, hüsrana uğramaktan. Keşke başarısız olsaymışım da o adımları atsaymışım, dedim kendime. Ne kaybım olabilirdi ki? Sonra düşündüm… Ben henüz ölmedim. Belki daha 20 yıl, belki 50 yıl önümde beni bekliyor olamaz mı? Hayallerime kavuşmam için hâlâ zamanım var. Önemli olan o ilk adımı atabilmek…
Sordum kendime zaman zaman: Esaret mi, cesaret mi? Aslında, Can Yücel’in de dediği gibi, her şey bendeydi, ben bendim. Kendime zaman içinde bir sürü etiketler ekledim. Bunlardan biri de bir köşede yazmaktı. Önce düşündüm, sonra kendime sordum: Yazdıklarım tarihe not düşmekse – ki öyle – neden denemiyorum? Denemeliydim. İşte bu yüzden buradayım. Şimdi başlıyoruz…
Bu farkındalıkla bazı kararlar aldım. Yapabildiğim kadar gerçekleşmeliydi ertelenen isteklerim. Adımlar atacaktım; belki dışarıdan bakınca küçücük gözüken, ama adına cesaret denilen o ilk adımın ne kadar büyük ve önemli olduğunu bildiğim adımlar… Çünkü cesaret bazen küçük bir kıvılcım, bazen de insanın tüm hayatını değiştiren devasa bir yangın olabilir.
Bu ilk adımımda benimle olduğunuz için çok teşekkür ediyorum.